• Tarımda makineleşmeyle toprağından göç etmek zorunda kalan ailelerin dramatik serüveni. Yaşamak için üretirken, üretmek için yaşamak zorunda bırakılan bir yığın insancığın çetin yaşam mücadelesi. Kapitalizmin kirli yüzünün detaylandırıldığı, mükemmel bir sona sahip yapıt.
  • Öylesine dramatik bir dille yazilmis ki.Eski turk filmlerine kesinlikle ilham olacak kadar gözyasi cesmesi bir roman.Cok merakla beklemistim bu kitabi okumayi neden bilmem,feci bir hayal kirikligi yasatti acikcasi. Drami sevenler icin bilmis kaftan.
  • Hakemlerin ve editörlerin bir makale okurken gördükleri ilk sözcükler, yazarların ve kurumların isimleridir. Eğer bu isimler itibarlıysa, inceleyen kişi, makaleyi en iyi şekilde yorumlamaya dair yanlılık gösterecektir; değillerse muhtemelen kusur aramaya başlayacak ve doğrulara değil de yanlışlara daha duyarlı hale gelecektir. O halde burada gördüğümüz, bulunabilirlik hatasının, öncelik ve hale etkileriyle birleşmiş, dramatik bir örneğidir.
  • İstatistikler soyut ve belirsizdir. Bu nedenle pek çok kişi onları göz ardı eder. Sigara içmenin akciğer kanseri riskini on kat artırması bilgisi pek de etkili olmaz. Tiryakilerin çoğu, ancak dramatik bir olayla şahsen karşılaştıklarında, örneğin zatürrelerse ve doktor nedenin sigara olduğunu söylemişse ya da yakın bir arkadaşları akciğer kanserinden ölmüşse sigarayı bırakırlar.
  • Bir araştırmada, insanların, bir kazada ölme ihtimallerini inme sonucu ölmelerinden iki kat daha muhtemel sandıkları saptanmıştır; aslında inme sonucu ölenlerin sayısı, kaza sonucu ölenlerin kırk katıdır. Bu yanlış inancın nedeni, insanların çoğu yataklarında ölüyor olsalar da, uçak kazalarının ve şiddetin haberlere yansıması ve çok dramatik olmasıdır: yani “bulunabilir”dirler.
  • Dramatik bir eser ve akıcı bir eser. Elinize aldığınız zaman sayfaları hızla geçmek istiyorsunuz, çünkü kitap sizi kendine çekiyor. Kitabın özetine gelecek olursak, Werther zaten hayattan vazgeçmiş biri ve ölmek için gün sayan biri ama yanlış yapıyor çünkü bir kadın, bir adamı sevmek zorunda değil. Okuyunca öyle bir durum karşısında insanın sabır etmesi gerektiğini düşündüm ve Şeyh Edebali'nin sabır üzerine söylediği söz aklıma geldi;Sabır, kara bir dikeni yutmak, diken içini parçalayıp geçerken de hiç ses çıkarmamaktır.
  • DİKKAT SPOİLER VE ALINTI VARDIR !!!

    UNAMUNO , BİR YAMAN ADAM , BİR YAMAN YAZAR

    Unamonu uzun zamandır aklımda olan fakat okumadığım bir yazardı, en ünlü kitabı SİS. Onu henüz okumadım ama bu okuduğum ilk kitabı, bu öyküler bana göre muhteşemdi. İnsanın özünü, çelişkilerini, saf halini ,sevgiyi,nefreti ve türlü duyguları önümüze seren adamlardan yazar, gönül adamlarından tabiri caizse.

    Çeviren Behçet Necatigil. Bana göre çok iyi ve ruh katarak çevirmiş hakkını teslim edelim.

    İncelemede pek alıntı yapmayı sevmiyorum ama bu sefer bir hikayeden bolca alıntı eklemek istiyorum.

    10 tane kısa öykü var kitapta, en uzunu ise 50 sayfa olan ve kitaba adını veren "Yaman Adam". Kısaca, güçlü bir adamın hikayesi ve sevdiği kadının, ama ne sevgi.. Yaman bir hayat,yaman bir ilişki, yaman bir sevgi. Kadın da onu sever ve öyle bir bağlanır ki anlatılmaz okunur. Toplumun erkeğe biçtiği güçlü olma rolü ve hayat şartlarının da getirdiği katılığı o kadar güzel anlatmış ki yazar mest ediyor ve günümüzde de pek değişen bir şey yok dedirtiyor.

    Diğer en sevdiğim öykülerinden biri "Aşkın Hücumu" oldu. Bu öykü 8 sayfa ama ne dolu ne özel geldi bana, belki fazlaca da romantik ve dramatik olsun buna da ihtiyaç yok mu yani ara sıra ?
    Bu öyküden bolca alıntı paylaşıyorum size, nerdeyse tamamını okumuş kadar olacaksınız, bakın hele şu üsluba.


    “Bu kadar lafı edilen , şairlerin hemen biricik konusu olan aşk nedir acaba, diye düşünüyordu Anastasio. Çünkü o, aşıkların aşk dediğine benzer bir şey hissetmemişti ömründe. Sadece bir kuruntu muydu aşk, yoksa zayıf kimselerin hayatlarındaki boşluğa veya can sıkıntısına karşı korunmak için kullandıkları itibari bir yalan mı? Anastasio'nun duygusuna göre hayattan daha boş,daha sıkıntılı, daha manasız,daha saçma bir şey olamazdı çünkü.”

    “Zavallı Anastasio acınacak bir hayat sürüyordu; bomboş ve gayesiz bir hayat sürüyordu ve içinde zayıf bir ümit, zayıflığına rağmen bütün hayal kırıklıklarına meydan okuyan bir ümit taşımayıp da sonunda elbet bir gün aşkın kendisine geleceğinden emin olmasaydı şimdiye kadar yüz kere canına kıyardı şüphesiz. Ve Anastasio boyuna seyahate çıkıyor, aşkı aramaya yollara düşüyor, bir yol kavşağında ansızın aşkın hücumuna uğrayacağına inanıyordu adeta.”

    “İsim yapmış erotik yazarların hepsini , seksüel aşk çözümleyicilerini incelemek gelmişti aklına: aşk romanı namına her ne varsa cümlesini okuduktan sonra henüz tam erkek olmamışlarla, bir bakıma artık erkek olmaktan çıkmışlar için yazılmış o pek biçare eserlere kadar indi; baldır bacak edebiyatının en azgın örneklerine kadar alçaldı. Tabi bütün bunlarda aşk adına bulduğu şey , hemen hemen bir hiçten ibaret kaldı.”

    "Ben de mi böyle olacağım " diye düşündü. "Meşum kadın , aşkı hiç düşünmediğim bir anda peşinden mi sürükleyecek beni?" Ve Anastasio , bu kaderi aramaya seyahat üstüne seyahate çıktı.

    "Bir gün gelecek ki " diyordu içinden. "Aşkı bulacağım diye beslediğim o cılız ümit de sönüp gidecek bir gün! Ya gençliğimi yahut hiç değilse olgunluk çağımı anlayıp tadamadan ihtiyarlık gelip çatarsa nice olur benim halim? Ya gün gelip de ne yaşadım ne de bundan sonra yaşayabileceğim demem gerekirse ? Ben korkunç bir şanssızlığın mı kurbanıyım, yoksa bütün insanlar birlik olmuşlar da yalan mı söylüyorlar?" Ve Anastasio , kötümser oldu.

    “Dalgın dalgın oturdu, çorbayı bekledi.Başını kaldırıp da bakışlarını yolcu dizilerinde üstünkörü gezdirince bir kadın gördü; kadın o sırada büyücek , terütaze ağzına bir elma dilimi götürüyordu. İkisi de göz göze geldi ve sarardılar. Karşılıklı sarardıklarını görünce daha da sarardılar. Göğüsleri kalkıp kalkıp iniyordu. Anastasio , vücudunun ağırlaştığını duyuyor, uzuvlarını saran soğuk bir karıncalanmadan rahatsız oluyordu.”
    Anastasio ayağa kalktı, titreyerek ona yaklaştı; kurumuş, susuzluktan kavrulmuş, titrek bir sesle kadının kulağına fısıldadı:
    "Neniz var? Rahatsız mısınız?"
    "Bir şeyim yok, hayır, teşekkür ederim"
    "Müsaade buyurun!" Ve Anastasio, titreyen parmaklarıyla genç kadının bileğini tuttu.
    O anda birinden ötekine bir ateş seli boşandı sanki. Birbirlerinin sıcaklığını hissettiler. Yanakları alev gibi yanıyordu.
    "Ateşiniz var" diye kekeledi Anastasio ancak işitilebilir bir fısıltı halinde.
    Bir başka dünyadan, maveradan geliyora benzeyen bir sesle, cevap verdi kadın:"Ateş bana senden geçti!"

    "Yolculuğa devam edemezsiniz" dedi Anastasio.
    "Evet ben burada kalacağım" cevabını verdi kadın.
    "Biz burada kalacağız " diye düzeltti Anastasio.
    "Evet, biz..Ve ben sana anlatacağım!Her şeyi anlatacağım!" diye ilave etti kadın.
    Valizlerini aldılar, bir arabaya bindiler. Ve arabada karşı karşıya oturmuş, diz dize sıkışmış, bakışları iç içe geçmiş bir halde kadın, Anastasio'nun ellerini avuçlarına aldı ve ona kendi hikayesini anlattı. Bu Anastasio'nun kendi hikayesiydi, tıpatıp aynı hikaye! Kadın da aşka seyahat ediyordu.Kadın da aşkı itibari bir yalan , hayatın sıkıntısını gidermek için bulunmuş bir çare olarak görüyordu.

    Karşılıklı itiraflarda bulundular; birbirlerine içlerini döktükçe kalpleri o nispette sükuna kavuştu. İlk anın acıklı perişanlığını kurtuluşa benzer bir büyük gönül rahatlığı takip etti. Birbirlerini çoktan beri , daha doğmadan önce tanıyorlardı sanki; ama bir taraftan da geçmiş günlere ait bütün hatıralar hafızalarından silinmişti; zamansız,ebedi bir "şimdi" içinde yaşıyor gibiydiler.

    “Derme çatma bir otelin küflü bir odasına kapandılar. Günün tamamını,daha ertesi günün bir kısmını bu odada geçirdiler. Sağ mıdırlar, öldüler mi,dışarıya ses seda sızmıyordu. Sonunda otelci huylandı, vuruşlarına bir cevap alamayınca kapılarını kırıp odalarına girdi. Otelci onları yan yana, soğuk ve kar gibi beyaz,yatakta çıplak yatar buldu. Çağırdığı doktor intihar etmediklerini, kalp sektesinden öldüklerini söyledi.
    "Nasıl, ikisi de mi?" diye haykırdı otelci.
    "İkisi de!" diye cevap verdi doktor.

    Her iki ölünün hüviyetleri tespit edilemedi. İkisini de mezarlığa götürdüler, nasıl buldularsa öyle,çıplak ve beraber ,bir mezara gömdüler; üzerlerini toprakla örttüler. Bu topraktan otlar bitti, bu otlara yağmur düştü. Onları ölüme sürükleyen gökyüzü, mezarları başında ağlayan tek kişi oldu.”

    Diğer 8 öykü de farklı farklı konularda ve okutuyor kendini. Unomuno henüz yeterince okunmayan özel bir yazar, keşfedilmeli. Keyifli okumalar dilerim.