Yine bir Coetzee ve yine minimalist soğukkanlı anlatım, hatta bazı paragraflarda rahatsız edici öyle ki ikinci yarıdan sonra hepten çıldırdı. Uzun betimlemeler veya duygusal taşkınlıklar olmadan ,dümdüz cümlelerle rahatsız ediyor okuru. Bu kitapta post -apertheid dönem sorunları yoktu, bir şekilde bağlar diye düşünmüştüm oysaki ama olmadı, etik ve ahlaki çöküşden başka bir şey yoktu diyebilirim. Kitap bitince ben ne okudum ,niye okudum ve bana ne kattı diye sorunca elimde koca bir sıfır vardı. Yazarın anlatım becerisi dışında hiç bir şey bırakmadı bana.
Prof. David Lurie bencil ahlaki problemleri olan bir tip ve yazar onu tanımlarken kendisi yargılamadığı için ben bol bol yargıladım hatta öyle öfkelendim ki anlatamam. David aynı zamanda anlatıcı olduğu için her konuda haklı olduğunu düşünen bir tipte üstelik ve o kıt aklıyla ve ahlaki değerleri ile akıl da verebiliyor buna ek olarak yaşanılan coğrafya Güney Afrika olduğunda işler çığırından çıkıyor. Kitabı sevdim mi? Hayır. Nefret ettim mi? Evet. Yine Coetzee okur muyum? Artık emin değilim.
UtançJ. M. Coetzee · Can Yayınları · 20183,529 okunma
‘günah keçisi olmanın en uygun tarif olduğunu sanmıyorum’ diyor David ihtiyatla. Günah keçisi olmak, arkasında din gücünü bulundurduğu sürece geçerliydi. Kentin bütün gunahlarini keçinin sırtına yükler, onu kent dışına çıkarırdınız, böylece kent temizlenmiş olurdu. Herkes ritüellerin nasıl yorumlayacağını bildiği için yürürdü bu iş, tanrılar bile bilirdi. Sonra tanrılar öldüler bir anda kenti, tanrıların yardımı olmadan temizlemek zorunda kaldınız.
Biz hayvanlardan farklı yaratıklarız. Daha üstün değiliz, yalnızca değişiğiz. Öyleyse, onlara iyi davranacaksak iyiliksever olduğumuz için yapalım bunu, kendimizi suçlu hissettiğiniz için ya da günah işleme korkusundan değil.’