Her şeyden önce aslan değil, Elderling payını yazara bırakacağım. Miura, LordGrimdark ve Martin alınmasın; Hobb hanım sertlik konusunda üçüne de yakın bir yazar. Kendimce bir şeyler karalıyordum fakat Farseer’daki olağanüstü romancılığıyla karşılaştığımdan beri kendimi bu hobiye layık görmüyorum. İlk kitapta bu kadar etkilenmemiştim ama ikinci kitabı okuduğumdan itibaren kendimi yetersiz hissettim. Robin Hobb beni aşağıladı. Hayranlığımın aksine nefret ediyor olabilirim. Belki derin bir kıskançlık duyuyorum, bilmiyorum. Uzunca bir süre yazmaya yelteneceğimi sanmıyorum. Zaten yoğunluğum yüzünden yazmaya vakit ayırmak istemiyordum ve şimdi Robin Hobb suratıma iki tokat çalıp bir kenara savurdu.
Kısacası yazar romancılığının üstüne koyduğunu her devam kitabında bize göstermiş.
Romancılık konusunda Ursula’dan sonra ilk defa bir kadını bu kadar güçlü buldum.
İlk kitapta kendisini bazı yerlerde amatör bulduğumu belirtmiştim; ama ikinci kitaptan itibaren sazını, gitarını, lavtasını ne varsa almış eline. Lakin üçüncü kitap, ikinciye göre daha kusurluydu. Bunu farklı bir tarz denemeye çalışmış diye söylemiyorum, denememiş zaten, sadece bir şeyler olmamış.
Martin, Tolkien, Rothfuss; hiçbiri Hobb’un duygu yoğunluğunu yansıtabilecek kaleme sahip değil. Kusura bakmasınlar. Kusura bakacaklarını da sanmıyorum. Malazan yazarının Hobb hayranlığını net bir şekilde anlıyorum. Malazan’ı okumadım, umarım yakında kavuşacağız; bence yazarının bu seriye hayranlığının sebebi, Hobb’un duygu aktarımını ustaca başarmasından kaynaklanıyor.
Evet. İyi yönlerini konuşmadık. Yanlış anlaşılmasın. Ben sadece yazarı övdüm. Genel olarak seriyi sevdim. Son kitap nezdinde hayal kırıklığına uğradığımı söylemeliyim. Hayal kırıklığı diyorum çünkü seriyi inanılmaz takdir ettiğimi daha önceki iki kitabı