(Yorumum daha önce bir foruma yazılmıştır.)
Öncelikle, fantastiğin ilk romanı olarak geçen Fantastes’i okuduğum için mutluyum. İthaki’nin de böyle bir seri yapmış olması gerçekten çok hoş. (Sanırım ilk defa İthaki’yi övüyorum.)
Bu romanı oldukça dikkatli incelemem gerektiğinin de farkındayım; çünkü forumda okuyanına rastlamadım. Okumayı düşünenler veya hiçbir bilgisi olmayanlar için de elimden geldiğince düşüncelerimi aktarmak istiyorum. Öncelikle, bu, fantastiğe açılan ilk kapı. Fantastik kurgunun öncüsünden alınabilecek en büyük övgüyü almış bir kitap. Değerli. Özellikle fantastik okurlar için oldukça değerli. Kıymeti bilinmeli.
Bu kitabı kendi türdaşlarıyla değerlendirmem hem haksızlık olur, hem de olanaksız bir durum. Unutulmuş Fantastik Klasikler serisinde yer alan tüm kitaplar için geçerli. Tolkien kendisinden sonra gelen türdaşlarıyla karşılaştırılıyor. Bence bunda bir sorun yok. Ama bu seriler için pek mümkün olmadığını düşünüyorum.
Bir başka değinmem gereken konu ise George Macdonald’ın sahiden yetişkin kitabı yazmış olduğunu görmem oldu. Perileri görünce marketing için denilmiş bir şey olduğunu düşünüyordum. Ama bu sahiden garip bir kitap. Sert. İlginç. Yer yer şiirsel.
Şiirleri beğendiğimi söylemeliyim. Şiirsel tarzdaki diyaloglar da hoştu. Lirik ve akıcı. Bu kitabın sadece Tolkien ve diğer kendi yakın dönem yazarlarına değil, kitabın içinde yaşanan bir olay yüzünden Ursula ablama da ilham kaynağı olduğunu düşünüyorum.
Açıkçası betimlemeleri sevmediğimi söylemeliyim. Ben iyi bir betimlemeden keyif alan biriyim. Mesela Sessizliğin Müziği betimleme konusunda şahsen müthiş bir örnektir. Akıcı ve şirindi. Kadim Kanunlar, Kralkatili ve Centilmen Piç serisinin betimlemeleri benim için ne kadar müthişse, Zaman Çarkı ve Fantastes betimlemeleri o denli