...Bizimle en azından mutlu olma şansı olurdu.
Ya da ezici bir kedere düşerdi.Seni çılgınca araştırmaya iten,Magdalena'yı kara bir bulutta yakalayan,beni hala inandığımdan emin olmadığım bir Tanrının kollarında ağlamaya iten aynı kedere.
Hiçbirimizin buna bağışıklığı yoktu.Bu sadece doğal olmayan yaşamlarımızın bir yan ürünüydü.İnsanlar sonsuza kadar yaşamak için tasarlanmamıştır.Artık bunu biliyordum.
Gel gör ki hâlâ iyimserdim.Hâlâ bir peri masalında yaşadığıma,her gece bir kurt yerine bir prensle yattığıma inanmak istiyordum.
Sana inanmak istiyordum.
Korint Körfezi'ndeki yataklardan birinde yatan bir kadın,odun ateşinin ışığında uyumakta olan aşığının profilini seyrediyor.
Adamın gölgesi duvara vuruyor.
Aşığı şu anda kadının yanında yatıyor ama gidecek.Şafak vakti savaşa,ölüme gidecek.Duvardaki gölgesi,yolculuk arkadaşı da onunla birlikte gidecek ve onunla birlikte ölecek.
Şu anda henüz gece.Kadın korların içinden yarısı yanmış bir odun parçası alıyor ve duvara gölgenin konforlarını çiziyor.
Bu çizgiler gitmeyecek.
Kendisini kucaklamayacaklar,bunu biliyor.Ama en azından gitmeyecekler.
Kendini,sınırlarını ve yeteneklerini bilmek güçtür.Birinin benzer yeteneklere sahip bir başkasına en iyi nasıl boyun eğdirebileceğini bilmek ise başka bir şeydir.