Adı:
Kadınlar
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
197
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755707730
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Mujeres
Çeviri:
Süleyman Doğru
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Farklı coğrafyalardan, ahir zamanlardan, yakın geçmişten, her yaştan, her sınıftan kadınlar…

Kimi büyük kimi küçük eylemlerle, kimi konuşarak kimi yalnızca susarak, yaparak ya da yapmayarak tarihin akışını değiştirmiş kadınlar… Engizisyona, senatoya, kiliseye, sömürgecilere, faşizme direnen kadınlar… Dans eden, seven, sevişen, ağlayan ve gülen kadınlar…

Eduardo Galeano yine dünyanın bütün köşelerini dolaşarak, kadınlar şahsında bir insanlık tarihine davet ediyor okuru. Yalnızca tekerrürden ibaret olmayan, çomak da sokulabilen bir insanlık tarihine…

Her satırıyla etkileyen, öfkelendiren ve umut veren bir derleme. Galeano ölümünden sonra da “dünyanın vicdanı” olmaya devam ediyor.
197 syf.
“Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!” Virginia Woolf


SUS
OTUR
DİNLE
GEZME
GİYME
YAPMA
İSTEME
SEVME
BAKMA
.
.
.
Eeee nefes alayım mı??


Gelin size bir hikâye anlatayım.
“Bir gün, bir baba ve oğlu geziye çıkarlar, hava yağışlıdır. Baba, direksiyon hakimiyetini kaybeder ve kaza yaparlar. Baba, kan revan içindeki oğlunu kucakladığı gibi hastaneye götürür ve çocuğu hemen ameliyata alırlar. Cerrah gelir önlüğünü giyer, eldivenini takar tam çocuğun üstüne eğilirken ;
“Ben bu ameliyatı yapamam der, bu benim oğlum.”

Ne oldu, mantık hatası mı arıyorsun ? Kadının aldattığı falan da gelmiştir belki aklına. Yoo olay gayet açık, cerrah aslında çocuğun annesidir.

Bu hikayeyi yazmamdaki amaç sonucu bulmanız değil. Belli bir mevkideki birinden bahsedilince aklınıza ilk kimin geldiği. Ve sonuç tabii ki erkek..

Halbuki hizmetçi-temizlikçi desem aklına direkt kadın gelirdi değil mi?
Mesela Jetgiller çizgi dizisine bakın. Ordaki robot bile (hizmetçi bu arada) kadın şeklinde çizilmiş. Robot bile erkek şeklinde çizilmeye layık görülmemiş. Çizgi dizi bile olsa mazallah erkeğe zeval gelir. Neden ? Çünkü erkeğin görevi değil bunlar kadının görevi. Çünkü kadın dünyaya erkeğin ve dahi tüm ailenin temizliğini yapmak, kusursuz bir hizmette bulunmak, evlenene kadar baba-abi-kardeş evlendikten sonra koca-kocanın ailesi-çocuklarının hizmetini yapmak, ne koşulda olursa olsun erkek kahrı çektiği halde susmak, erkek boyunduruğu altında yaşamak için dünyaya gelmiştir.

“Kadın fikir üretmek için değil, süt ve gözyaşı üretmek için doğuyor; hayatı yaşamak için değil, yarı kapalı pencerelerin ardından seyretmek için doğuyor.” Syf:39

Ha ama şöyle bir şey var. Yönetici, müdür, ceo, başhekim, başkan vs dediğimde aklına ilk ne gelir ? Saçmaladım değil mi? Tabii ki ERKEK gelir.
Kadın kısmı bu işten anlamaz çünkü. O evinde otursun, ayak altında dolanmasın, zaten iş piyasası kadınlar geldi diye çöktü, mümkünse sussun, bir dediğimi iki etmesin, eşit koşullarda çalışıyor olsak bile eve geldiğinde sofrayı donatsın tuzu eksik-fazla olursa bırak kavgayı öldürürüm bile kimse ses etmesin çünkü ben erkeğim.


Dur bitmedi daha canım, çocuk yapabilsin bu çok önemli çocuk yapmayan kadın yarımdır çünkü!! Yapacaksa da erkek çocuk yapsın bi zahmet çünkü cinsiyeti de o belirliyor X Y hepsi onda!
Haa kahkaha da atmasın kadın kısmı kahkaha atmaz tahrik mahrik eder günah katiyen de caiz değildir. Sakız çiğnerse kesin yolludur. Açık giyiniyorsa aranıyordur ha kapalıysa da anam biz bunların içini biliyoruzdur!! Okumasın, ama hasta olduğunda karıma çocuğuma kadın doktor baksın.


Küfürlerin %99’u kadınlar üzerinedir. Kadının organlarına, uzuvlarına en çok da cinsel organına çalışılır. Aklı hiçbir şeye çalışmayan bu amipler kadına gelince yeni bir gezegen yaratacak potansiyele ulaşırlar. Bazı sözler kısaltılıp dillerinde pelesenk halini alır. Kullanmadıkları zaman eksik bir şey varmış gibi bile hissederler, artık o söz cümle sonunda emoji kıvamına ulaşmıştır.

Övecek miyiz— Adam-erkek gibi yaptın
Yerecek miyiz— Karı gibisin
Küçümseyecek miyiz— Kız gibisin
Uyarımı yapılacak— Sen bir ̶ba̶y̶a̶n̶s̶ı̶n̶
Nasihat mi verilecek— Benim annem de bir ba̶y̶a̶n̶

İşte bu kitap; tıpkı kozasını yırtıp çıkan bir kelebek gibi; tüm bu baskıları, tabuları, önyargıları, sapkın düşünceleri yıkıp; ucunda işkence, sürgün, engizisyon, tecavüz, şiddet, ölüm ... bile olsa düşüncelerinden vazgeçmeyen, kendilerinin de var olduğunu, erkeklerden daha bilgili, daha güçlü, daha cesur olduklarını kanıtlayan, ilkleri başarmış, evlerinde oturup kendilerine şiir yazılmasını bekleyen değil, kendi şiirlerini kendileri yazan, birçok kadının yolunu kendi bedenini yere serip açmış KADINLAR’ın anlatıldığı; Galeano’nun diğer kitaplarından derlenmiş bir kitap.

O güçlü kadınlardan birkaçı;
#36256568
#36258247
#36296131
#36103315


Ama kozasını delemeyip içinde çürümeye mahkum edilen, zindanından çıkamayıp ölen, öldürülen kadınlar’ın sayısı da çok fazla.

Peki ne yapmalı?
Öncelikle üzülerek söylüyorum ki bu durumun en büyük sebebi biziz. “Aha yine kadın suçlu oldu!” deme maalesef ki tek suçlu olduğumuz nokta bu. Çünkü o erkekleri yetiştiren biziz. Kızları korku kültürüyle yetiştiren biziz.( #36297664 )
O erkekleri kadından daha üstün olduğuna inandıran, alıştıran biziz. Kızımızı eve kapatıp, oğlumuzu gece yarılarına kadar dışarda olmasına ses etmeyen, evleneceği zaman “Verdim kızımı gitti” deyip eşyaymış gibi erkeğe lütfeden, oğlumuzu kazanana kadar okutup, kızımızı ikinci denemesinden sonra evlendiren, kocası aldattığında “erkek bu kızım yapar arada” diyen, baskı yapınca “sevdiğinden yapıyor” diyen, şiddet görünce “bu seferlik alttan al her evde olur böyle şeyler” diyen biziz.
( #36115230 )

Önce kendi zihniyetimizi düzeltmeliyiz. Çocuklarımızı yetiştirme tarzına dikkat etmeliyiz. İlk eğitim evde başlar. Sonra tabii ki eğitim almalıyız. Okuyup kazanmalı, başkasının eşeğine muhtaç olacağımıza kendi atımıza sahip olmalıyız. Ve asla pes etmemeliyiz. Elalem ne dere bakmamalıyız. Elalem her zaman diyecek bir şey bulur.

Bunları yapacam ama zaman alır biraz diyorsan, o zaman işe Bukowski’nin kadını aşağıladığı 680 küsür okunmuş Kadınlar kitabı yerine, Galeano’nun 200 küsür okunmuş kitabını okuyarak başlayabilirsin.

“Eğer dünya üzerinde ‘İyi’ yoksa onu icat etmek gerekir.“ syf:136

Unutmayın erkek için haksa kadına da haktır.

Seksizmin olmadığı bir dünyada uyanmak dileğiyle...
197 syf.
·8 günde·9/10
KADIN…
Dünyaya gelmiş ikinci sınıf insan, Ademin günah işlemesine sebep, tehlikeli, kurnaz, şeytan!

Daha birçok tanım yazabilirim bunun gibi. Bunların benim düşüncelerim olmadığı aşikar. Peki bunlar kimin düşünceleri?

Ben İnci Küpeli. Evet bir KADINIM. Bu kitapta tanıştığım kadınlar beni hem tüm dünyaya meydan okuyabilecek güçte güçlü hissettirdi hem de inanılmaz bir acziyetle boğdu…
Bu kitapta kimlerle mi tanıştım? Durun size anlatayım…

*Dünyanın en ünlü hemşiresi Florance’ı görmediğim yüzüyle, doksan yıllık ömrünün büyük bölümünü Hindistan’ın özgürlüğü için mücadelesiyle gördüm.

*Tamamen erkek kılığına bürünen ve yirmi yıl Mısır’a hükmedip bolluk ve bereket getiren kadınla, Hatçepsut’la tanıştım.

*Savaştan savaşa koşan, Fransa Krallığını kurtarmak için fedakarlıkta bulunan ancak Fransa’nın ve Tanrı’nın memurları tarafından yakılmak üzere odunlara götürülen; bugün hem Fransa’nın hem de Hristiyanlığın sembolü olan Jeanne d’Arc’ın mücadelesine şahit oldum.

*Birçok dil konuşup ekonomiden bahseden, Roma’ya meydan okuyan Kleopatra ile,

*Bizans İmparatorluğu’nu kürtaj hakkını, kadınlara miras hakkını, dulların ve gayrimeşru çocukların korunduğu ilk yer haline getiren Jüstinyen’in karısı İmparatoriçe Theodora’yı,

*On dokuz yaşındayken tramvay kazası geçiren, birçok ameliyat geçirmesine ve acılarına rağmen dimdik durup onlarca resim yapan ve inadına kahkahalarıyla Coyoacan’ı inleten kadın Frida ile,

*Lezbiyenliğin teriminin geldiği yer olan Lesbos’ta yaşamış olan ve bir kadını tercih ettiği için kilise tarafından yazdığı kitapların yakılması emredilmiş olan, günümüze sadece birkaç şiiri ulaşmış şair Sappho ile,

*Kırsalda sıkılmamak için yazılar, romanlar yazan Brontë kardeşlerle,

*Hayatını evinde tam bir kadın gibi(!) sessizce yaşamış ve öldüğünde odasında bin sekiz yüz tane şiiri bulunmuş, şiirlerini ve mektuplarını kendine gizli tapınak yapmış olan Emily Dickinson ile,

Kadınların şarkı söylemesi yasakken şarkı söyleyenlere, dans edenlere, resim yapanlara kadar birçok kadın..
Hepsi bu bilinen kadınlar güçlü kadınlar değildi maalesef… Güçsüz, zayıf ezilen bir bu kadar daha kadının öyküsü de vardı bu kitapta.
Erkek egemenliğine karşı yapacak hiçbir şeyi olmamış yüzlerce binlerce milyonlarca kadın…

Kızlığına zarar gelmesin diye bisiklete bindirilmeyen kızlar, Adem’i günaha soktuğundan yüzünü, gözünü erkeği baştan çıkarmasın diye kapatılmış kadınlar, evinden sadece düğünü olduğu için ve öldüğü için çıkabilen kadınlar, zevki, seksi sadece erkeklere özgü bir hale getirip kadın sünneti yaparak- yasal yoldan veya değil- kadınların klitorisini kesen insanlar( ve bunu yapanlar, kabul edenler sadece erkekler değil emin olun. Ayrıca dünyada tam 29 ülkede yapılıyor bu uygulama!), regl olduğu için kirli sayılan yanına yaklaşılmayıp, dokunduğu şeylere dokununca kirliliğin bulaşacağına inanan kadınlarla da tanıştım ve tüm bunlara ömrü hayatınca katlanan kadınlarla...

Yaşadığım gezegeni bir kez daha bir kez daha sorguladım. Ve tiksindim!!!

Erkektir yapar, zihniyeti kadınların da kabul ettiği bir zihniyet.Çoğu kadının çocukluğundan itibaren dünyaya erkeklerin himayesinde yaşamak zorunda olduğu, dünyaya bolca çocuk getirip onlara bakmak ve evinin hanımı olmak zorunda olduğu öğretilerek kodlanıyor.Sorgulamadan, kabul ediyor: sorgulamaya başladığında dayak yiyip boyun eğiyor… Ve hayatını bu şekilde yaşayan, konuşmak için dahi izin alan kadınlar olarak ölüyorlar aslında hiç doğmamış olarak...

Tüm bunları ne düzeltebilir? Eğitim… Eğitim bir ilaç gibi doğru enjekte edildiğinde bizi iyileştirecek en büyük, en şifalı deva…

Ben bu dünyaya neden geldim? Evlenip kocamın dediklerini yapmak, ona sorgulamadan itaat etmek, susmak, yemek yapmak, ev işlerini kusursuz yerine getirmek, çocuk büyütmek(erkek olursa tadından yenmez) kimseyle konuşmamak ve kimseye yük olmadan sessizce ölmek için mi?

Önce bir kadın olarak ve erkek olarak herkes nasıl bir hayat yaşayacağını sorgulasın. Sonra cinsiyeti bir kenara koyup insan olarak sorgulayalım.
Dünyaya iki cinsiyet gönderilmişse eşit bir şekilde yaşanması için … Ne erkeğin kadına ne kadının erkeğe zulmetmeye hakkı yok.. Beraber adilce, insanca yaşayınca tüm bu dünya daha güzel… Gücümüz birlikte anlamlı, erkek kadını ezince ya da kadın erkeği ezince değil...

Bu incelemeyi güçlü olan, meydan okuyan yada içindeki güç sayesinde her şeye katlanan ve bir sabır taşına dönüşen ölü, yaşayan ya da hiç doğmamış kadınlara …
Mücadelemde ve her anımda yanında olup elimi tutan Yıldızıma… (özlem)
Kitabı beraber okumaya başlayıp bana dost olan biricik Ferda’ya(https://1000kitap.com/SenoritaRosa)
Hayatımda tanıdığım en çetrefilli ama dayanıklı hemşire olan Sema’ya(Esther. Sema)
Gücüne hayran olduğum Vaveyla’ya(°°° Vaveyla °°°)
Gücü yüreğinin derinlerinde olan ablama,
ve… anneme ithaf ediyorum…

Varlığınız nice insana güç veriyor bunu unutmayın… Işığınız daim olsun…
Okuduğunuz ve okumaya değer gördüğünüz için teşekkür ederim…
Sevgiyle, barışla, adaletle...

https://soundcloud.com/hf112233/h56uibuq2jtt
197 syf.
·5 günde·8/10
Tarihi yapanın erkek, tarihi yazanın erkek olduğu ataerkil dünya içerisinde tarihin tek öznesinin erkekler olmadığını, kadınların da sadece kurban olmadığını bizzat tarih yapan özneler olduğunu, ancak kadının bastırıldığını, engellendiğini, cezalandırılıp hayatlarından edildiğini gösteren, bununla mücadele eden, kadınların hak mücadelelerini savunan kadın hareketlerinin önemini hissettiren bir kitap. Tarihte ve mitolojide de kadınların durumunun ve ikinci planda kalmasının, ikinci plana atılmasının değişmediğini bu kitapla tekrar görüyoruz. Fakat yine kadınların mücadelesini, kazanımlarını yahut idealleri uğruna hayatlarından gözlerini kırpmadan vazgeçmelerini de görüyoruz ve bu öyküler beni gururlandırıyor. Dünyanın hangi coğrafyası veya hangi zaman dilimi olursa olsun cinsel ayrımcılık var. Bu erkek egemen toplumun kadınlara dayatması. Ne yazık ki hala insan paydasında bir arada yaşayamıyoruz. Değişmesi gereken sistem değil bakış açımız. Tanımadığımız bir sürü kadının hayatlarının kısacık öyküleri var bu kitapta. Hayatları da öyküleri kadar kısa olmuş bazılarının. Ama onlar arkalarından iz bırakmışlar. Galeano da güzel bir derleme ile onları bize sunmuş, tanıştırmış. Kadının yüzyıllardır değişmeyen ve değişmeyecek olan makus kaderini bir de bu kitapla görün, okuyun.
197 syf.
“Kadın fikir üretmek için değil, süt ve gözyaşı üretmek için doğuyor; hayatı yaşamak için değil, yarı kapalı pencerelerin ardından seyretmek için doğuyor.”

Latin Amerikalı yazar Eduardo Galeano’nun Kadınlar kitabı farklı coğrafyalarda, farklı zaman dilimlerinde yaşamış kadınların yaşamlarına ilişkin çoğunlukla yarım sayfayı geçmeyen anlatılardan oluşuyor. Bu anlatılar Galeano’nun kitaplarından oluşturulan bir seçki niteliğinde.

Erkek egemen, sömürü toplumunda kadın olmak doğrusu olamamak anlatıların temelinde bu var.

Anlatılara konu olanlar, hak arayan direnişçiler, işçi katillerini kovarak insanlık dersi veren fahişeler, kendi çocuklarına iyi bir gelecek sağlamak için kente gidip zenginlerin çocuklarına süt vermek zorunda kalan anneler, bedenleri emekleri sömürülen yaşamı üzerinde hiçbir hakkı olmayan köleler, kraliçeler, ilk kadın amiral, savaşçılar, sanatla uğraşmasına erkekler tarafından izin verilmemiş küçümsenmiş yazarlar, ressamlar, şairler, oyuncular, şarkıcılar ve diğerleri…

Thedora, Sukine, Emma Goldman, Domitila, Sophie School, Hypatia, Olympe De Gouges, Alfonsina, Jeanne d’Arc, Mirabal Kardeşler, Myma Mack, Plaza de Mayo Anneleri ve diğerleri bu anlatılara konu olan kadınlardan biraz daha ön plana çıktılar benim için.

Birçoğunun hikâyesi içimi burktu. Bağnazların katlettiği Hyptia, Fransa’nın tarihini değiştiren ama kendisi politik oyunların sonucunda büyücü diye yakılan 19 yaşındaki Jeanne d’Arc, diktatör Trujillo yandaşlarınca öldürülen Mirabal Kardeşler, Hitler faşizminin kurbanı Sophie School, askeri yönetimce sürgün hayatı yaşayan yerlileri haber yaptığı için öldürülen Myma Mack, Arjantin'de askeri rejim döneminde kaybolanların yakınlarının oluşturduğu Plaza de Mayo Anneleri. Bu kadınların anlatıları daha fazlasını merak edip araştırmama neden oldu.

Kadınları meta, mülk olarak gören, bireyselliklerini kabul etmeyen sömürücü, gerici, baskıcı güçlere -bu üçü birbirinden ayrılmazlar- insanca yaşamak için başkaldıran, savaşan bu uğurda kimi zaman yaşamlarını yitiren kadınların her biri toplumda adil, insan haklarına ve bunları kullanabilme özgürlüğüne sahip olma yolunda birer ışık olmuşlardır.

Ve yaktıkları ışığı takip eden kadınlar da hep olacaktır…

“Ama şu var, dünyanın hali hazırdaki durumunu gözler önüne seren öteki panik, yıllardan beri süregelen erkek egemenliği, maçist üstünlük tamamen korkunun eseridir, tıpkı diktatörlükler gibi korkudan doğar ve ondan beslenir. İşte bu yüzden biz erkekler kadınlardan korkarız!..”
Eduardo Galeano
197 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
"Neyse ki edebiyat var.
Neyse ki, okuma yazma öğrenerek,
bir diktatörün karşısına beş kadın dikilerek, çiğnediği ekmek lokmalarını ilaç niyetine satıp sokağa atılmış kadın köleler ve miladını doldurmuş fahişeler için kadın sığınma evleri kurarak, kıtalar aşan
sesiyle şarkılar söyleyerek, bacaklarını sımsıkı kapayarak, nefes alan heykeller yaparak, yasak fikirleri ve yasak erkekleri
severek namusunu inadına kirleten kadınların kaydını tutan edebiyatçılar var.
Neyse ki Eduardo Galeano var."

Aslı Tohumcu kaleminden:
"İktidarın yasak bahçesine girmeye çalışmak ya da tekerine çomak sokmak!"
http://kitap.radikal.com.tr/...ak-bahcesinde-433829
197 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Selam olsun bizden önce geçene
Selam olsun dosta, hasa, çile çekene
Selam olsun dayanana, düşene
Yüreğim yürektir, bakma gözüm yaşına.
Gülten Akın(Kadın Olanın Türküsü)

Herkese günaydın. Son zamanlarda kadınlarla ilgili kitaplara tamamen tesadüf sayılacak bir şekilde yoğunluk verdiğimi fark ettim. Fakat bu tesadüflerin sonuçlarından, bende oluşturdukları etkilerden çok memnunum. Evde, iş yerinde, sokakta kadın olmak erkek olmaktan doğamız gereği her zaman farklı olmuştur. Lakin bu farklılıklar; bizim için eksiklik, erkekler için ayrıcalık olarak bin yıllardan beri kafamıza vura vura anlatılmaya, bedensel güç kullanılarak öğretilmeye çalışıldı. Bebekken erkeklere mavi kıyafet, kızlara pembe kıyafet alınarak başlanıyor bu düzene. Biraz daha büyüdüklerinde oynamaları için erkek çocuklara oyuncak arabalar, kız çocuklara oyuncak bebekler, mutfak eşyaları alınıyor. Yetişkin olmaya başladıklarında erkekler özgürleşmeye, kızlar belli bir saatten sonra evde bulunmaya zorlanıyor. Yetmiyor; kızlara ev işleri öğretiliyor, onlar için ahlaklı olmanın bedensel olarak namuslu olmak ile ilişkilendirilmesi sağlanıyor. Bir kadın olarak bunlara uyulmadığında her zaman acı çekeceği, her zaman sorunlarla karşılaşacağı yaşayarak öğrenmesi sağlanıyor. Binlerce yıl boyunca biz kadınlara dayatılan bu düzene istemsizce boyun eğen, hatta bu düzeni içselleştiren kadınlar hep böyle mi yaşayacaktı? Elbette hayır!
Kadınlar uzun zamandan beri “Bu hayatta ben de varım, hem de ‘erkek’ olan senden eksik bir şekilde değil.” deyip mücadelenin, yaşam serüveninin içinde bulunmaya çalışmışlardır. Ve bu serüven sadece çocuk doğurarak, sadece mutfakta yemek pişirerek yaşanmamıştır. Kadınlar evlerinde, sokaklarında, dağlarında, iş yerlerinde her zaman mücadele etmişlerdir, var olmuşlardır. Kadınlar; onları sindirmek isteyen, onları görmezden gelip ikinci sınıf muamelesi yapan zihniyetlere daima eylemleri ile cevap vermişlerdir. Siyah tenli, beyaz tenli, Alman, Amerikan, Meksikan, Müslüman, Hristiyan, Yahudi olmaları farketmeksizin bu mücadelenin içinde bulunmuşlardır. Devrim başlatmışlardır, düzeni değiştirmişlerdir, tarihe yön vermişlerdir, küçük çaplı büyük çaplı farketmezsiniz daima etki edecek rollere sahip olmuşlardır.
Eduardo Galeano “Kadınlar” adlı kitabında tarihte var olmuş kadınları; adını bildiğimiz, adını bilmediğimiz bu kadınları bazen birkaç cümle ile, bazen tek sayfa ile, bazen de iki sayfa ile anlatmıştır. Her biri kısacık anıları ile anlatılmış olsalar da tarih sayfalarında yer bulsalar, bulmasalar; hikayeleri ile sayfalar dolusu anlatılacak kadınlar olmuşlardır. Kitap benim için çok özel bir kitap oldu. Çoğunu bildiğim fakat, bazıları ile yeni tanıştığım bu kadınları Eduardo Galeano’nun kalemiyle okumak çok farklı bir haz verdi. Kadın erkek farketmeksizin okumanız gereken güzel bir kitap daha.
Herkese iyi okumalar diliyorum.
197 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Kitap adından da anlaşılacağı gibi kadınların anlatıldığı mükemmel bir eser.adını bile duymadığımız eşsiz mücadeleler vererek tarihte iz bırakmış ve de öldükten, öldürüldükten yıllar-yüzyıllar sonra değerleri anlaşılmış muhteşem kadınlarla dolu.

Kitap bir çırpıda okunacak bir kitap değil, çünkü her sayfada okuduğunuz kadın başlı başına koca bir kitap konusu, anlatılan kadını okuyunca onun yüzünü görmek istiyorsunuz, bu cesur kadın kim? Öldürülme sebebi ya da öldürenlerin cehaletini daha iyi anlayabilmek için sizi deli bir araştırmaya itiyor. O nedenle yarim sayfa kitabı okuyup, okuduğunuz eşsiz kadını daha iyi tanıyabilmek için onun hakkinda yazılan nice yazıyı okuyorsunuz, gözlerine bakıp nasıl koca yürekli, mücadeleci ve inandığına sıkı sıkı bağlılığına hayran olduğunuzu söylemek istiyorsunuz.

Hem cinsim olduğu için empati yapma şansım çok daha fazla olduğundan yaşadıkları acıları derinden hissediyorsunuz, yaşadıkları cağlardaki,coğrafyalardaki erkeklerle ve cehaletle nasıl mücadele ettiklerine inanamıyorsunuz. Ve hala dünyanın bir çok yerinde adı bilinmeyen ya da duyulmayan kadınların varlığını sürdürmek için kim bilir ne mücadeleler, eziyetler, hakaretler, işkenceler yaşayarak varlıklarını sürdürmeye çalıştıklarını bilerek onlara yüreğinizden kolaylıklar diliyorsunuz, bir çoğunun din adı altında zorbalık yapilarak bu mücadeleyi vermek zorunda olmaları da ayrı bir saçmalık...

Saygılar, sevgiler, keyifli okumalar herkese.
197 syf.
·11 günde·8/10
Kitabın ismi beni çekince neymiş diye baktım ve ilgimi çekince okumaya başladım. Eduardo Galeano, Uruguay'lı bir gazeteci ve baya çalkantılı bir yaşamı olmuş. askeri darbe yüzünden hapse atıldığı olmuş, siyasi olaylar nedeniyle ülke değiştirmek zorunda kalmış. Zor bir hayat yaşamış ve bu kitabı yazmış.

Kitap kadınlarla ilgili küçük yazılardan oluşuyor, deneme türünde ve yazarın kendi kalemine özgü bir havası var. Tüm dünya tarihindeki yaşamış kadınlar ve efsanelerden topladığı olayları kendi kalemiyle okura aktarıyor ve kadının dünya tarihinde ne kadar zorluklar yaşadığını öyle güzel gözler önüne seriyor ki. Ve bir erkek olarak bu tutumunu her sayfa da takdir ettim. Kitapta ki yazılar öyle oku geç şeklinde okunmamalı, her yazı insana çok şey anlatabilecek nitelikte. Bende yavaş yavaş okudum, zaman zaman kanım dondu; kadınların çektikleri karşısında, zaman zaman da göğsüm kabardı; erkek egemen toplumlarda, zincirlere karşı çıkarak her şeyi göze alan, boyun eğmeyen kadınlar karşısında.

Yazarın düşüncelerine tamamen katılmasam da yazdığı kitap insana hem ilham verebilecek nitelikte hem de kadınların dünya da ne kadar hor görüldüğünü kanıtlayacak nitelikte. Zaman ayrılıp okunması gereken kitaplardan olduğunu düşünüyorum.
197 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Evet sayın seyirciler,
Aradığını bulamayanlar buraya toplansın. Çok üzdün beni Galeano... Neden böyle yaptın? Ben içerik olarak daha dolu bir kitap bekliyordum. Acaba bu aralar okuduğum kitaplar beklentimi neden karşılamıyor? Hayatta yediğim tripler yüzünden üzerimdeki olumsuz enerji gerekli bilgiyi almama engel oluyor olabilir.
Ama bu sefer öyle değil. Daha çok kadın, kadın ve KADIN! (İsterdim.)
Belki okuduğum ilk kitabı bu olsaydı doyurucu olurdu ama Aynalar gibi bir başyapıt dururken bu sönük kaldı. Velhasıl ben Hikaye Avcısı 'nı da daha çok beğendim. Bu iki kitaptaki feminist yazımlar daha kuvvetli.
Elimdeki kitap 2.basım ve içerisindeki beğendiğim bazı hikayeler sırasıyla;
-Ağlamak,
-Susan da ödemedi,
-Alarm: Bisikletler!
-Trotula,
-Yasak kuşlar,
-Kadın gazetecilerin anısına,
-Vicdansızlar,
-Sarah,
-Josephine'in yaşları,
-Namus kirletme,
-Tehlikeli bir silah,
-Harem geceleri.
Galeano'nun kitabı olduğunu düşünürsek benim için bu sayı oldukça az. Eğer vaktiniz yoksa bile bunlardan birkaçını okuyup kültürlenmenizi tavsiye ederim. Çoğu ufku açan, birkaçı hüzünlendiren hikayeler.
Keyifli okumalar güzel kadınlar ve bir takım adamlar.
197 syf.
·3 günde·Beğendi
Susturulan tarihin susmayan kadınlarına ses veren bir kitap karşınızda . BAM BARABAM BARA BARA BABAM Dışlanan, hor görülen, unutturulan kadınların halkların hikayesi...
Bize bir kadın olarak neleri yapamayacağımızı söyleyenler unutuyorlar neler başardıklarımızı...
197 syf.
·Beğendi·8/10
Büyük çoğunluğu Güney Amerika’da olmak üzere dünyanın birçok yerinden kadın manzaraları... Aynalar kitabıyla aynı tarzda ki ben bu tarzı çok seviyorum. Yazarın birçok eserinde yer almış, kadın tarihine yönelik metinlerin derlemesinden oluşuyor. Sıkılmadan okunan, bilinen-bilinmeyen çarpıcı konuları ele alan güzel bir kitap.
197 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Ses getirmiş ya da sessizce göçüp gitmiş kadınları anlatan güzel bir derleme. Tarıh boyu maruz kaldığı günahkar, şeytanın işbirlikçisi hatta ta kendisi, ahmak, akılsız gibi yakıştırmalara daha doğrusu yakıştırma olmakla kalmayıp toplumda bir 2yeri olmama2 durumuna itilmişliğe rağmen bir şeyler başarabilen kadınların da olduğunu bilmeyi sağlayan , esasında temsil ettiği üretkenlik, bereket, sağduyu kavramlarını hatırlatan bu derlemeyi sizlere tavsiye ederim. Özellikle yakın zamanda Damızlık Kızın Öyküsü' nü okumuşsanız ya da okuyacaksanız.
"Düşünme hakkını koru. Yanılarak düşünmek hiç düşünmemekten iyidir."

Hypatia
Eduardo Galeano
Sayfa 132 - Sel Yayıncılık
Nobel ödülü kazanan ilk kadın oldu ve bu ödülü iki kez kazandı.
Sorbonne’un ilk ve uzun yıllar boyunca da tek kadın profesörü oldu.
...
On dokuzuncu yüzyılın sonlarında, Marie Sklodowska ve kocası Pierre Curie Uranyumdan dört yüz kez fazla radyasyon yayan bir element keşfettiler. Marie’nin ülkesine atfen olan polonyum adını verdiler. Kısa bir süre sonra radyoaktivite sözcüğünü icat ettiler. Ve birlikte nobel ödülü kazandılar.
Marie ... bedeni bilimsel alanda elde ettiği başarıların bedelini ödedi. En sonunda kan kanserinden ölene dek, maruz kaldığı radyasyon bedeninde yanıklara, yaralara ve şiddetli ağrılara neden oldu.
Yeni radyoaktivite krallığındaki buluşlarıyla yine Nobel ödülü kazanan kızı İrene’i ise lösemi öldürdü.
Eduardo Galeano
Sayfa 92 - Sel Yayınları
Bütün savaşlar, kendilerinin yerine ölüme başkalarını gönderen savaşmaktan aşırı korkan ödlek hırsızlar arasında yapılır.
1919 yılının sonlarında , iki yüz elli istenmeyen yabancı Birleşik Devletler 'e bir daha geri dönmemek üzere New York Limanı’ndan gönderildiler.
Onların arasında aşırı tehlikeli yabancı olarak nitelendirilerek sürgüne gönderilen Emma Goldman'da vardı . Emma mecburi askerlik hizmetine karşı çıkmaktan, doğum kontrol yöntemlerini yaymaktan, grev örgütlemekten ve ulusal güvenliğe karşı diğer saldırılardan ötürü bir çok kez tutuklanmıştı.
Emma Goldman'nın birkaç cümlesi:

Eğer oy kullanma bir şeyleri değiştirecek olsaydı , yasa dışı olurdu.
Her toplum hak ettiği suçlulara sahiptir.
Bütün savaşlar kendilerinin yerine ölüme başkalarını gönderen savaşmaktan aşırı korkan ödlek hırsızlar arasında yapılır.
Eduardo Galeano
Sayfa 97 - Sel Yayınları
Şayet aile ortamı antreman sahası olmasa erkek çocuk hükmetmeyi, kız çocuksa boyun eğmeyi nereden öğrenecekti? Ya evin erkeği temizlik ve mutfak işlerini paylaşsaydı? Ya masumiyet saygıdeğer olsaydı? Ya akıl ve duygu kol kola gitseydi? Ya vaizler ve gazeteler doğruyu söyleselerdi? Ya kimse kimsenin sahibi olmasaydı?
Eduardo Galeano
Sayfa 33 - Sel Yayınları / Charlotte
Kadın işleri de deniyor. Irkçılık ve maçoluk aynı çeşmelerden içiyor ve benzer sözcükleri tükürüyorlar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kadınlar
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
197
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755707730
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Mujeres
Çeviri:
Süleyman Doğru
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Farklı coğrafyalardan, ahir zamanlardan, yakın geçmişten, her yaştan, her sınıftan kadınlar…

Kimi büyük kimi küçük eylemlerle, kimi konuşarak kimi yalnızca susarak, yaparak ya da yapmayarak tarihin akışını değiştirmiş kadınlar… Engizisyona, senatoya, kiliseye, sömürgecilere, faşizme direnen kadınlar… Dans eden, seven, sevişen, ağlayan ve gülen kadınlar…

Eduardo Galeano yine dünyanın bütün köşelerini dolaşarak, kadınlar şahsında bir insanlık tarihine davet ediyor okuru. Yalnızca tekerrürden ibaret olmayan, çomak da sokulabilen bir insanlık tarihine…

Her satırıyla etkileyen, öfkelendiren ve umut veren bir derleme. Galeano ölümünden sonra da “dünyanın vicdanı” olmaya devam ediyor.

Kitabı okuyanlar 274 okur

  • Ebru başar
  • Esra
  • Kader
  • Elif Kayacık
  • Mustafa
  • Cahit Orhan
  • Uğur ATAY
  • Bibliosmia
  • Abıdan
  • Alper Koç

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.1
14-17 Yaş
%3
18-24 Yaş
%21.2
25-34 Yaş
%45.5
35-44 Yaş
%19.7
45-54 Yaş
%1.5
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72.1
Erkek
%27.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28 (33)
9
%19.5 (23)
8
%27.1 (32)
7
%15.3 (18)
6
%5.1 (6)
5
%1.7 (2)
4
%2.5 (3)
3
%0.8 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları