"Ey Smyrana! Sen, en güzel Amazon Kadını!
Göğsünü örten o sırma saçlarındı aklımı başımdan alan.
Ey Smyrana! Beş bin yıllık yorgun kadın.
Yirmi üç yıl önce bu ihtiyar doğduğunda nasıl da aşık ettin onu kendine? O ihtiyar ki hep seni sever, hep senle olmak ister. Ama seni sevenlere de ses etmez. Lakin böyle güzelliğe aşık olmayan ya delidir ya da kör.
Ey Smyrana! Kendini beş bin yıllık yorgun ihtiyar sanma sakın. Düştüğün, yorulduğun zamanlar oldu biliyorum. Ama sen hiç pes etmedin, hep galip çıktın sonunda. Duydum ki o güzelim körfezinde balıklar yeniden can bulmuş. Güneş doğarken başka bir arzuyla doğar olmuş. Batarken ise senden ayrılmanın hüznünü taşır olmuş üstünde.
Ey Smyrana! Güzeller güzeli!
Pasaportta nargilemi fogurdatıp, güneşin senden ayrılmanın hüznüyle gözyaşı döküșünü izlerken diyorum ki sana; Nice beş bin yıllara!"
Uzatırken o zehri bilmeliydin
Atala neden öldü diye
Buydu en son sözleri;
"Ey derin kuyu
Karanlık kuyu!
Ateşler içindeyim
Düşüyorum
Sırılsıklamım
Onun sözleri düşürdü beni bu derin kuyuya
Doğruymuş, her şeyden önce söz varmış."
Nerdesin?
Peşinden gelmemi bekleme! Elime hançer alıp seni güldürecek değilim!
Nereye kaçarsan kaç, yine seninim! Dünyanın sonuna git istersen, yine seninim! Kaç kişiyi seversen sev, yine seninim; ölüm yakana yapıştığında bile yine seninim. Kullandığım dilin kendisi, göstermeli sana senin olduğumu.
Sen bir insanı öylesine arsızca kandırdın ki, artık her şeyim oldun; tek neşem artık, kölen olmaktır.
Seninim ben, senin, senin, lanetin senin.