İnsanın acz ve korkudan kendine geçmesi, kendinde gömülü olanı bulması, kudemânın deyişiyle, hâle hamd etmesiyle, şükretmesiyle başlar; bu, insana bir kuvvet verir; bu kuvvet de korkuyu ümide/recâya dönüştürür.
Başka bir deyişle hayatı sürdürmek için ortaya konan hareket ancak ve ancak bilgiyle anlamlı kılınabilir.
Ara-da bulunan insan için var-olma lezzeti yok-olma korkusuna karışır; yaşam, ölüm korkusuna bulaşır.
Bir kişi yaşadığı topraklarda yerli mi, yabancı mı, gezgin mi, işgalci mi yahut sömürgeci mi olduğunu öğrenmek istiyorsa mensup olduğu anlam-değer dünyasının o topraklardaki işaretlerine ne kadar âidiyet duyduğuna bir baksın. Bu bakış ona hakikati fısıldayacaktır.
... sorularını soran, bu sorulara muhatap olan ve yanıt veren, tüm bunları da yine kendi için yapan insandır. Bu nedenledir ki "Bilgi bir nokta idi, cahiller onu çoğalttı." denmiştir.
Yeşeren, sararan yaşlar aldım
Silinmedi şu yaşamak denen
sevdanın, acizliği üstümden
Her seven bir durakta,
Dorukta kendimle kaldım.
Şimdi sorsalar aynen yaşamak
derim, sonumu bile bile
Yaşadığından pişman olursa
Bir daha yaşayamaz insan
Gözün seyri, kulağın şiiri
Bir ulu yaşamak