Öpmek. Bu kavramla bebekken tanışıyoruz. Anne ve babımız bizi o en içten sevgisiyle ilk defa öpüyor. Büyüdükçe öpüldüğümüz anlar kısalıyor. En sonunda bizi en çok öpen anne ve babamız bizi öpmüyor. Bize karşı olan saf sevgileri geçmiş değiller. Artık bedenimizin yanağımız dahi olsa bize özel olduğunu ve saygı duyarak bu sevgi göstergesinden vazgeçiyorlar. Belli bir yaşa geldikten sonra öpme duygusu saf duygularla sevgi aktarımından çok aşk adı altında kullanılmaya başlanıyor. Ve yanaktan öpülerek edinidiğimiz sevgi dudaktan dudağa bir köprüye dönüşüyor.
Dudaktan dudağa öpmenin gerçekten sevgiden olduğu fikrini savunan pek görmedim. Olması da pek akla yatkın değil açıkçası. Yarım saat önce gece yürüyüşümü gerleştirirken bahsetmiş olduğum eylemi gerçekleştiren iki kişiye denk geldim. Bakmadan uzaklaştım. Bu yazıyı yazmama sebep oldular açıkçası. Karanlık bu havada yağmurun altında ıslanırken düşünmeye başladım. Saflığı bozulmuş bir sevgi veya şehvet göstergesi olarak adlandırmaya karar verdim.
İşin garip yanı kendimi onların yerine koyduğumda rahatsızlık hissettim. Evli ve eşimi öptüğümü hayal ederek bu hissi o şekilde hissetmeye çalıştım. Yine aynı histi. Rahatsız hissettim. Hayal ederek bu duyguyu yaşamaya çalıştım kısacası. Sevdiğim kadını düşünemedim bile. Bu sadece öpme eylemine dahil edemedim. Utandım.
Sevginin en masum aktarım şekli olan yanaktan öpme eylemi bile sevdiğim kadın için düşünürken tuhaf hissediyorum. Sevgimi öpme yoluyla aktarmaya layık görmüyorum. Sevgimin daha saf olduğuna inanıyorum. Açıkçası bakmaya kıyamadığım birini yanaktan öpme düşüncesi bile utanmama sebep oluyor.
Bu düşüncelerim doğrultusunda eminim ki öpme eylemini sadece anne ve babaya yakıştırıyorum. Aşkla birleştireceğim bir eylem değil. Masumiyetin kirli eylemlerle caydırılıp yok