• "Dünya çok değişti. İsimlerden başka her şey değişti. Bir iki oda ve salondan oluşan bir ev; bu evde baba-oğul, gelin-kaynana, dede-torun beraberce yaşanıyordu. Mutfak, oturma odası, yatak odası, banyo… Her şey aynı yerde idi. İnsanlar böyle bir evde yaşıyor ve mutlu olabiliyorlardı.

    Şimdi evler bölündü; baba bir evde, oğul başka evde. Evler gibi evin içi de bölündü; oturma odası, yemek odası, yatma odası, çocuk odası… Her yer ayrıldı. Geniş ve masraflı evler geldi, huzur ve rahatlık gitti. Suçlu belli: Ahir zaman!"
  • .. İnsana dünyayı unutturur.
    Eh, bu dünya da unutulacak dünya zaten..
  • Yıllarca o inşaat senin
    Bu inşaat benim
    Babamın yaşlanmasını
    Ve yavaş yavaş çöküşünü izledim
    Bisikletle işe gittiği zamanlar
    Yerini motora bıraktı
    Şimdilerde o güzelim delikanlı
    Evde oturmayı görsün
    İstemez çünkü böyle görmemiş
    Evin babası oturur mu
    Zaman acımasız maalesef
    Getirdiği sağlık sorunları da çabası
    Azizdir babam benim
    Belki de dünya da gördüğüm
    En iyi kalpli adamdır
    Babam diye demiyorum
    Bir dönem sevmezdim bile bu özelliğini
    İnsan biraz nefretle dolu olmalı derdim
    Hep ezilmek hiç karşılık vermemek olur mu
    Ben söylendim
    O dinledi
    Ve hiç değişmedi
    Hala kin tutmaz
    Hala dünyanın gördüğüm en iyi insanı
    Bense çoğu zaman nefret dolu
    Çoğu zaman sevgisiz
    İyilik yaptığım olmuyor mu
    Oluyor da tek nedeni bu adam işte
    Gözümün önüne gelir
    Yıllar içindeki çöküşü
    Ve hiç değişmeyen kalbi
  • * suyun ayak sesi
    * annemin sessiz geceleri için!
    *
    * kaşan şehrindenim
    * fena sayılmaz halim,
    * bir lokma ekmeğim var, biraz aklım,
    * iğne ucu kadar da zevkim.
    * annem var, ağaç yaprağından daha güzel,
    * dostlar, akan sudan daha iyi
    *
    * ve allah, burada yakındadır,
    * şebboylar arasında, uzun çamın altında
    * suyun bilincinde,
    * bitkilerin kanununda.
    *
    * ben müslümanım.
    * kıblem bir kırmızı güldür,
    * namazlığım bir pınar,
    * mührüm ışıktır,
    * ova seccadem.
    * penceremi titreştiren ışık ile abdest alırım.
    * namazımın içinden ay geçer, tayf geçer,
    * namazımın bütün zerreleri billurlaşır,
    * namaz kaybolur taş görünür,
    * rüzgâr, selvilerin üstünde ezan okuduğunda,
    * namaz kılarım ben.
    * otların tekbirinden sonra,
    * denizdeki dalganın kamedinden sonra
    * namaz kılarım.
    *
    * kâbem su kıyısında,
    * kâbem akasyaların altındadır.
    * kâbem bir esinti gibi bahçeden bahçeye,
    * şehirden şehre gider.
    *
    * hacerülesvetim bahçenin aydınlığıdır.
    *
    * kaşan şehrindenim.
    * işim resim yapmaktır.
    * bazen bir kafas boyar,
    * size satarım.
    * orda mahpus çayırkuşu, sesiyle
    * yalnız gönlünüzü tazelesin diye.
    * bu bir hayal, bu bir hayal, …
    * biliyorum,
    * tuvalim cansızdır,
    * iyi biliyorum,
    * çizdiğim havuz balıksızdır.
    *
    * kaşan şehrindenim.
    * soyum belki
    * hint’de bir bitkiden gelir,
    * belki “sialk” toprağından yapılmış bir çömlekten,
    * soyum belki de
    * buharalı bir fahişeden gelir.
    *
    * babam, kırlangıçların iki kere gelmelerinden önce,
    * iki kardan önce
    * babam terastaki iki uykudan önce,
    * babam zamanlar önce ölmüştü.
    * babam öldüğü zaman, gökyüzü maviydi.
    * annem birden kalktı uykudan, kız kardeşim güzelleşti
    * babam öldüğü zaman, bekçilerin hepsi şairdi.
    * kaç kilo kavun istiyorsun? diye sordu manav bana.
    * sordum: gönül hoşluğunun gramı kaça?
    *
    * babam ressamdı
    * saz yapar, saz çalardı.
    * üstelik iyi bir hattattı.
    *
    * bahçemiz bilginin gölgesindeydi.
    * bahçemiz duyguyla bitkinin karıştığı yerdi.
    * bahçemiz bakışın, aynanın ve kafesin kesiştiği noktaydı.
    * bahçemiz belki de yeşil saadet çemberinin bir parçasıydı.
    * tanrının ham meyvasını çiğniyordum o gün uykuda,
    * suyu felsefesiz içiyor,
    * dutu, bilgisiz topluyordum.
    *
    * nar dalında yarıldığında,
    * elim tutkudan bir şadırvan olurdu.
    * çayırkuşu şakıdığında,
    * gönlüm dinleme hazzıyla yanardı.
    * kâh yalnızlık, yüzünü camın arkasına dayar,
    * kâh heyecan, elini duygunun boynuna dolardı.
    * düşünce oyun oynardı.
    * bayram yağmuru gibi bir şeydi yaşam,
    * sığırcıklarla dolu bir çınar.
    * işık ve taşbebek alayıydı yaşam,
    * bir kucak özgürlük idi,
    * yaşam, musıki havuzuydu o zaman.
    *
    * çocuk yavaş yavaş uzaklaştı yusufçuklar sokağından.
    * kendi yükümü bağlayıp,
    * hafif hayallerin şehrinden çıktım,
    * yüreğim yusufçuk gurbetiyle dolu.
    *
    * ben dünya misafirliğine gittim.
    * ben sıkıntı ovasına,
    * ben irfan bağına,
    * ben bilim ışığının balkonuna gittim.
    * dinin basamaklarını çıktım.
    *
    * şüphe sokağının sonuna kadar,
    * gönül doygunluğunun serin havasına,
    * islak sevda akşamına kadar.
    * ben birini görmeye gittim,
    * aşkın öbür ucuna
    * gittim, gittim kadına kadar,
    * lezzet ışığına kadar,
    * tutkunun sessizliğine,
    * yalnızlığın kanat sesine kadar.
    *
    * yer üstünde neler gördüm:
    * bir çocuk gördüm ay kokluyordu.
    * kapısız bir kafes gördüm,
    * içinde, aydınlık kanat çırpıyordu.
    * bir merdiven gördüm,
    * üzerinde aşk melekler âlemine çıkıyordu.
    * bir kadın gördüm, havanda ışık dövüyordu.
    * öğle, onların sofrasında ekmekti,
    * sebzeydi, şebnem tepsisiydi,
    * sıcak sevda kâsesiydi.
    *
    * bir dilenci gördüm, çayırkuşundan bir şarkı için,
    * kapı kapı dolaşıp, dileniyordu.
    * bir çöpçü, kavun kabuğuna secde ediyordu.
    *
    * bir kuzu gördüm, uçurtmayı yiyordu.
    * bir eşek gördüm yoncayı anlıyordu.
    * “nasihat” otlağında bir inek gördüm, doymuştu.
    *
    * bir şair gördüm, konuşurken bir zambağa “siz” diyordu.
    *
    * bir kitap gördüm, kelimeleri billurdan.
    * bir kâğıt gördüm, ilkbahardan.
    * müze gördüm yeşillikten uzak,
    * cami gördüm sudan uzak.
    * umutsuz bir fakih gördüm,
    * başucunda sorularla dolu bir testi vardı.
    *
    * bir katır gördüm yazı ile yüklü.
    * bir deve gördüm, “nasihat ve misal”in boş sepetiyle yüklü.
    * bir arif gördüm “ya hu” ile yüklü.
    *
    * aydınlık götüren bir tren gördüm,
    * fıkıh götüren bir tren gördüm,
    * nasıl da yavaş gidiyordu.
    * siyaset götüren bir tren gördüm,
    * (ne de boş gidiyordu)
    * nilüfer tohumları ve kanarya şarkıları götüren
    * bir tren gördüm,
    * ve bir uçak, binlerce metre yüksekteyken
    * penceresinden toprak göründü;
    * hüthüt kuşunun tepeliği,
    * kelebek kanatlarının benekleri,
    * kurbağanın havuzdaki aksi,
    * ve yalnızlık sokağından bir sineğin geçişi.
    *
    * bir serçenin çınardan yere indiğindeki arayış.
    *
    * ve güneşin ergenliği,
    * ve oyuncak bebeğin sabah ile kucaklaşması
    *
    * basamaklar şehvet serasına gidiyordu.
    * basamaklar içki mahzenine iniyordu.
    * basamaklar kırmızı gülün fesat kanununa
    * ve hayat matematiğinin anlamına
    * basamaklar aydınlanmanın damına,
    * basamaklar tecelli kürsüsüne gidiyordu.
    *
    * aşağıda, annem,
    * nehrin hatırasında çay bardaklarını yıkıyordu.
    *
    * şehir görünüyordu:
    * büyüyen çimento, demir, taş geometrisi,
    * güvercin taşımayan yüzlerce otobüs.
    * çiçekçi çiçeklerini mezata götürüyordu.
    * iki yasemin ağacı arasına,
    * salıncak kuruyordu bir şair,
    * çocuğun biri okul duvarına taş atıyordu.
    * bir diğeri erik çekirdeğini,
    * babasının renksiz seccadesine tükürüyordu
    * ve bir keçi haritadaki “hazar”dan su içiyordu.
    *
    * çamaşır ipi göründü, sallanan bir sutyen.
    *
    * bir at arabasının tekerleği, atın durmasına hasret,
    * at, arabacının uykusuna hasret,
    * arabacı ölüme hasret.
    *
    * aşk göründü, dalga göründü.
    * kar göründü, dostluk göründü.
    * kelime göründü.
    * su göründü, eşyaların sudaki aksi…
    * kanın sıcaklığında, hücrelerin serin gölgeleri.
    * hayatın rutubetli tarafı.
    * sıkıntılı doğu insanının yaratılışı.
    * kadın sokağında serserilik mevsimi.
    * mevsim sokağında yalnızlık kokusu.
    *
    * yazın eli bir yelpaze gibi göründü.
    *
    * tohumun çiçeğe,
    * sarmaşığın evden eve,
    * ayın, havuza yolculuğu,
    * hasret çiçeğinin topraktan fışkırışı.
    * körpe asmanın duvardan dökülüşü.
    * şebnemin uyku köprüsü üstüne yağışı.
    * neşenin ölüm hendeğinden atlayışı.
    * sözün ardında geçen hadise.
    *
    * bir pencere ile ışığın savaşı.
    * bir basamak ile güneşin büyük ayağının savaşı.
    * yalnızlık ile bir şarkının savaşı.
    * armutlar ile boş bir sepetin güzel savaşı.
    * nar ile dişlerin kanlı savaşı.
    * “naziler” ile naz çiçeğinin sapının savaşı.
    * papağan ile güzel konuşmanın savaşı.
    * alın ile soğuk mührün savaşı.
    *
    * camideki çinilerin secdeye saldırışı.
    * sabun köpüğünün yükselmesine rüzgârın saldırışı.
    * kelebek ordusunun “ilaçlama” programına
    * yusufçuk alayının kanal işçilerine saldırışı.
    * kamış kalem taburunun kurşun harflere saldırışı.
    * kelimenin şairin çenesine saldırışı.
    *
    * bir devrin fethi, bir şiir eliyle,
    * bir bahçenin fethi, bir sığırcık eliyle,
    * bir sokağın fethi, iki selam eliyle,
    * bir şehrin fethi, üç dört tahta süvari eliyle,
    * bir bayramın fethi, iki oyuncak bebek ve bir top eliyle.
    *
    * bir çıngırağın katli, ikindi yatağının başında,
    * bir hikâyenin katli, uyku sokağının başında,
    * bir hüznün katli, bir şarkı emriyle,
    * ayışığının katli, neonların emriyle,
    * bir söğüdün katli, devlet eliyle,
    * bir umutsuz şairin katli, bir kar çiçeği eliyle.
    *
    * yeryüzü tümüyle belirdi:
    * yunan sokağında düzen gidiyordu.
    * başkuş “babil bahçelerinde” ötüyor,
    * rüzgâr, hayber yamacından, doğuya
    * tarihin çer çöpünü sürüklüyordu.
    * durgun “negin” gölünde bir kayık çiçek götürüyor,
    * benares’te her sokağın başında ebedi ışık yanıyordu.
    *
    * halklar gördüm.
    * şehirler gördüm.
    * ovalar, dağlar gördüm.
    * suyu gördüm, toprağı gördüm.
    * işık ve karanlık gördüm.
    * bitkileri ışıkta ve bitkileri karanlıkta gördüm.
    * hayvanları ışıkta ve hayvanları karanlıkta gördüm.
    * ve insanı ışıkta ve insanı karanlıkta gördüm.
    *
    * kaşan şehrindenim
    * ama, benim şehrim değil kaşan.
    * benim şehrim kayboldu.
    * telaşla ve pür heyecan,
    * gecenin öbür tarafına bir ev yaptım.
    *
    * ben bu evde,
    * kimsenin adını bilmediği nemli otlara yakınım.
    * bahçenin nefesini duyuyorum.
    * ve karanlığın sesini bir yapraktan düştüğünde.
    * ağacın arkasında aydınlığın öksürük sesini.
    * her taşın deliğinde suyun aksırığını.
    * baharın çatısında kırlangıcın sesini.
    * ve açıp kapanan yalnızlık penceresinin saf sesini.
    * ve müphem aşkın deri değiştirmesinin temiz sesini.
    * kanatta uçmak zevkinin toplanmasını,
    * ruhun kendi kendini tutarken çatlamasını.
    *
    * ben tutkunun adımlarını duyuyorum.
    * ve damardaki kan kanununun
    * ayak sesini duyuyorum.
    * güvercinler kuyusunda seher çırpıntısı
    * cuma gecesinin kalp çarpıntısı,
    * düşüncede karanfil çiçeğinin akışı
    * hakikatin, uzaktan saf kişnemesi.
    * ben uçuşan maddenin sesini duuyorum.
    * ve coşku sokağında inanç ayakkabısının sesini.
    * ve aşkın ıslak gözkapakları üstündeki,
    * ergenliğin hüzünlü musıkisi üstündeki,
    * nar bahçelerinin türküsü üstündeki yağmurun sesini.
    * ve gece içinde neşe şişesinin kırılmasının,
    * güzelliğin kâğıt gibi parçalanmasının
    * gurbet kâsesinin rüzgârdan dolup boşalmasının sesini.
    *
    * ben dünyanın başlangıcına yakınım.
    * çiçeklerin nabzını tutuyorum.
    * suyun ıslak kaderine,
    * ağacın yeşil olma adetine aşinayım.
    *
    * ruhum nesnelerin tazeliklerine akar,
    * benim ruhum, gençtir.
    * ruhum bazen heyecandan kekeler,
    * benim ruhum, işsizdir:
    * yağmur damlalarını, duvardaki tuğlaları sayar,
    * ruhum bazen yol ağzında duran bir taş gibi gerçektir.
    *
    * ben birbirine düşman iki çam görmedim,
    * gölgesini yere satan bir söğüt de görmedim
    * karaağaç kovuğunu bağışlar kargaya.
    * nerde bir yaprak varsa, içim açılır.
    * afyon çiçeği yıkadı beni varoluşun selinde.
    *
    * bir böcek kanadı gibi, seherin ağırlığını biliyorum.
    * bir saksı gibi ,yeşermenin musıkîsini dinliyorum.
    * bir sepet dolusu meyva gibi,
    * olgunlaşmak için sabırsızlanıyorum.
    * uyuşukluk sınırında bir meyhane gibiyim.
    * deniz kenarında bir bina gibi,
    * ebedi dalgalardan endişeliyim.
    *
    * istediğin kadar güneş, istediğin kadar bağlılık,
    * istediğin kadar çoğalma.
    *
    * ben bir elmayla hoşnutum,
    * ve bir papatyanın kokusundan.
    * ben bir ayna, bir saf bağlılıkla yetiniyorum.
    * bir balon patlasa, gülmüyorum,
    * bir felsefe ay’ı ikiye bölerse, gülmüyorum.
    * ben bıldırcın tüylerinin sesini tanıyorum,
    * toy kuşunun karnındaki renkleri,
    * dağ keçisinin ayak izlerini.
    * nerde ravent yetişir, iyi biliyorum.
    * sığırcık ne zaman gelir, keklik ne zaman öter,
    * şahin ne zaman ölür,
    * çölün uykusunda ay nedir,
    * tutku sapındaki ölüm.
    * ve sevişmenin ağızda bıraktığı ahududu lezzeti.
    *
    * yaşam hoş bir adettir,
    * yaşamın ölüm genişliğinde kanatları vardır,
    * aşk kadar sıçrayabilir,
    * yaşam, alışkanlık rafına kaldırıp
    * unutulacak bir şey değildir.
    * yaşam elin çiçek koparma isteğidir.
    * yaşam turfanda siyah incirdir,
    * yazın ağzında buruk bir tat.
    * yaşam böceğin gözünde ağacın boyutudur.
    * yaşam yarasanın karanlıktaki tecrübesidir.
    * yaşam bir göçmen kuşun gariplik duygusudur.
    * yaşam uykunun dönemecinde bir tren düdüğüdür,
    * yaşam uçak penceresinden bir bahçeyi görmektir.
    * füzenin uzaya fırlatıldığı haberi,
    * ayın yalnızlığına dokunuş,
    * başka bir gezegende çiçek koklamak fikri.
    *
    * yaşam bir tabak yıkamaktır.
    *
    * yaşam sokakta bir metelik bulmaktır.
    * yaşam aynanın “karesi”dir.
    * yaşam çiçek “üstü” sonsuzdur.
    * yaşam yer “çarpı” yüreğimizin çarpıntısıdır.
    * yaşam basit ve eşit nefesler geometrisidir.
    *
    * nerede olursam olayım
    * gökyüzü benimdir.
    * pencere, fikir, hava, aşk, yeryüzü benimdir.
    * ne önemi var
    * bazen büyürse
    * gurbetin mantarları?
    *
    * bilmiyorum, neden
    * “at soylu hayvandır, güvercin güzeldir.” derler?
    * ve neden hiç kimse yarasayı kafese koymuyor.
    * yoncanın ne eksiği var kırmızı laleden.
    * gözleri yıkamalı, başka türlü görmeli.
    * kelimeleri yıkamalı.
    * kelime rüzgâr olmalı, yağmur olmalı.
    *
    * şemsiyeleri kapatmalı.
    * yağmur altında yürümeli.
    * düşünceleri, hatıraları yağmur altına getirmeli.
    * şehir bütün halkıyla yağmur altına gitmeli.
    * dostu yağmur altında görmeli.
    * aşkı yağmur altında aramalı.
    * yağmur altında bir kadınla sevişmeli.
    * yağmur altında oyun oynamalı.
    * yağmur altında yazmalı, konuşmalı, nilüfer dikmeli.
    * yaşam sürekli ıslanmaktır.
    * yaşam “şimdi” havuzunda suya girmektir.
    *
    * çıkaralım giysileri:
    * suya bir adım var.
    *
    * aydınlığı tadalım.
    * bir köy gecesini, ahunun uykusunu tartalım.
    * leylek yuvasının sıcaklığını hissedelim.
    * çimenlerin kanununu çiğnemeyelim.
    * bağbozumunu tadalım.
    * ve eğer ay çıkarsa ağzımızı açalım
    * ve gecenin uğursuz olduğunu söylemeyelim.
    * ateş böceğinin bahçenin bilgeliğinden
    * yoksun olduğunu sanmayalım.
    *
    * sepeti getirelim
    * biraz kırmızı biraz yeşil toplayalım.
    *
    * sabahları ekmekle ebegümeci yiyelim.
    * her sözün başında bir fidan,
    * iki hecenin arasında sessizlik tohumu ekelim.
    *
    * içinde rüzgâr esmeyen kitabı okumayalım,
    * ve içinde ıslak şebnem yüzeyi olmayan kitabı
    * hücreleri canlı olmayan kitabı okumayalım ve
    * sineğin tabiatın parmağından uçmasını istemeyelim.
    * ve panterin yaratılış kapısından dışarı çıkmasını.
    * ve eğer solucanlar öldüyse,
    * yaşamda bir şeyin eksildiğini bilelim.
    * eğer ağaçbiti yoksa, ağaç kanunları zarar görmüştür.
    * ve eğer ölüm olmasaydı, neyin peşine koşacaktık.
    * ve eğer ışık olmasaydı, uçuşun mantığı değişecekti.
    * ve mercandan önce
    * denizlerin düşüncelerinde boşluk vardı.
    *
    * ve nerdeyiz diye sormayalım,
    * hastahanenin taze çiçeklerini koklayalım.
    *
    * ve geleceğin fıskiyesi nerde diye sormayalım,
    * ve neden hakikatın kalbi mavidir diye
    * ve dedelerimizin esintileri nasıl, geceleri nasıldı
    * diye sormayalım.
    *
    * geçmiş artık canlı değil.
    * geçmişte kuş şakımıyor.
    * geçmişte rüzgâr esmiyor.
    * geçmişte çamın yeşil penceresi kapalı.
    * geçmişte bütün kâğıt fırıldakların yüzü tozlu.
    * geçmişte tarihin yorgunluğu kaldı.
    * geçmiş dalganın hatırasında,
    * sahile vurmuş hareketsiz soğuk sedeflerdir.
    *
    * deniz kıyısına gidelim,
    * sulara ağ atalım,
    * suların tazeliğini çekelim.
    *
    * yerden bir çakıl taşı alıp,
    * varolmanın ağırlığını hissedelim.
    *
    * eğer ateşimiz çıkarsa ayışığına söylenmeyelim.
    * (bazen ateşim varken ay’ın aşağı indiğini görürüm,
    * elimin melekler katına eriştiğini,
    * ispinozun daha iyi öttüğünü.
    * ayağımdaki yara,
    * yerin inişli çıkışlı olduğunu öğretti bana.
    * çiçeğin hacmi kaç misline çıktı, hasta yatağımda,
    * daha da büyüdü turuncun çapı, fenerin ışığı)
    * ve ölümden korkmayalım,
    * (ölüm güvercinin sonu değildir.)
    * bir cırcır böceğinin ters dönmesi ölüm değildir.
    * ölüm akasyanın aklından geçer.
    * ölüm düşüncenin güzel ikliminde yaşar.
    * ölüm köy gecesi derinliğinde sabahı anlatır.
    * ölüm üzüm salkımı ile gelir ağzımıza.
    * ölüm gırtlağın kızıl hançeresinde fısıldaşır.
    * ölüm kelebek kanatlarındaki güzellikten sorumludur.
    * ölüm bazen reyhan koparır.
    * ölüm bazen votka içer.
    * bazen gölgede oturur ve bize bakar.
    * ve hepimiz lezzetin ciğerinin,
    * ölüm oksijeni ile dolu olduğunu biliriz.
    *
    * çitlerin arkasında yaşayan sesi var kaderin
    * yüzüne kapıyı kapatmayalım.
    *
    * perdeyi açalım:
    * bırakalım duygular soluk alsın.
    * bırakalım ergenlik her ağacın altında yuva kursun.
    * bırakalım içgüdü oyun oynasın.
    * yalınayak mevsimlerin peşinde,
    * çiçeklerin üstünde uçsun.
    * bırakalım yalnızlık,
    * türkü söylesin,
    * birşeyler yazsın,
    * sokaklara çıksın.
    *
    * içten olalım.
    * içten olalım,
    * bankada da bir ağacın altında da içten olalım.
    *
    * bizim işimiz değil kırmızı gülün sırrını anlamak.
    * bizim işimiz belki de:
    * kırmızı gülün büyüsünde yüzmektir.
    * bilimin ötesine çadır kuralım,
    * bir yaprağın cezbesiyle elimizi yıkayıp
    * sofraya oturalım,
    * sabah güneş doğarken doğalım,
    * heyecanları serbest bırakalım,
    * uzayın, rengin, sesin, pencerenin
    * anlamını tazeleyelim,
    * varlığın iki hecesi arasına, gökyüzünü yerleştirelim,
    * içimizi ebediyetle doldurup boşaltalım,
    * bilimin yükünü kırlangıçların sırtından alıp yere koyalım,
    * bulutların, çınarın, sivrisineğin, yazın ismini geri alalım,
    * sevdayı yağmurun ıslak basamaklarından
    * yükseltelim,
    * kapıyı insana ve ışığa ve bitkiye ve böceğe açalım.
    *
    * bizim işimiz belki de,
    * nilüfer çiçeği ve çağımız arasında,
    * hakikat şarkısının peşinde koşmaktır
    Sohrab Sepehri
  • "Dünya ne ise oydu
    Ben de ne isem o oldum
    Uyuşamadık.. Hepsi bu.. "
  • “...Diyorlar ki, ‘Dünyayı mı değiştireceksin? Dünyayı değiştirmek çok zordur, bir ütopya bu.’ Ama dünya bu kadar aptalken hiç zor değil inan bana.”
  • dedim: insanız işte hepimiz...
    seviştikçe tamız öldükçe güzeliz
    sevdim allaha şükür sevebildim
    çünkü çok hem de çok yalnızız

    fark ettim bir şeyi günün sonunda
    insanlardan daha bayağı
    hayattan daha güzel olamayacağımı
    ve hiçbir şeyi iki defa yaşayamayacağımı

    baktım insanlar fıttırı
    gördüm bu dünya düttürü
    yaralarımı severim
    yaralayandan ötürü!

    -Metin Üstündağ