Hicret, Genç Werther'in Acıları'ı inceledi.
8 saat önce · Kitabı okudu · 6 günde · Puan vermedi

"Pencere tarafında takatsiz sırtüstü yatıyordu, çizmeleri ayağında, sarı yelekli mavi frakıyla baştan ayağa giyinikti."

AH WERTHER AH! diye başlamak istiyorum.

"Genç Werther'in Acıları" dünya edebiyatının en etkili, en ünlü ve yazıldığı dönemde intiharlara sebep olan nadir yapıtlarıdan biridir.
Lahn ırmağı kıyısındaki Wetzlar kentine gelen genç Goethe, 9 Haziran 1772 günü gittiği Volpertshausen 'deki baloda Lotte Buff ile taıştı. Lotte Buff, on dokuz yaşında olup dört yıldır, kendisinden on bir yaş büyük elçilik yazmanı Johann Christian Kestner ile nişanlıydı. 1772 yılının yaz aylarında Lotte Buff'e duyduğu aşk, daha sonra "Werther" romanının kıvılcımı olacaktı. Bu aşk kıvılcımları, henüz 25 yaşında olan Goethe'yi büyük bir üne kavuşturacaktır. Yazdığı bu eserle sadece kendi ülkesinde değil birçok ülkede yankı uyandırdı.
Kurguyu oluşturan "Werther"deki mektuplar, Goethe'nin 1772 yılında gerçekten yazdığı mektuplarla karşılaştırıldığı zaman, yaşamla yazınsal kurgu arasındaki ayrım ve sanatlaşma süreci görülür.

Şimdi gelelim Werther'in kişiliğine ve iç dünyasına. Başlarda bu kadar duygulu, hissiyatlı bir erkek var mı dünyada diye düşünmedim değil. Bir karıncaya bile aşk ve şefkatle bakan biri, toplumun duygusuz ve duyarsızlığını eleştirmeden de geçemiyor:
"Göğsümü parçalamak, insanın birbiri için bu kadar az değeri olabildiği için, beyni mi dağıtmak istiyorum sık sık. "
" Öğretmenin gözleri yaşardı, diyorum sana, dün bu ağaçların baltayla devrildiklerini konuşurken. Baltayla devrildiklerini! Çıldırmak işten değil, ilk baltayı indiren iti ellerimle gebertebilirim. Ben, ki bahçemde böyle birkaç ağaç olsa ve bir tanesi yaşlılıktan dolayı ölse, yaslara düşebilirim, seyretmekten başka bir şey yapamıyorum. "
"Yeryüzünde bir değeri olan çok az şey karşısında duygusuz ve duyarsız insanların bulunması, Wilhelm, beni çileden çıkarıyor."
"Mutluluğunun eksikliğini dünyevi bir engele bağlayabilen, aziz mahluk! Hissetmiyorsun! sefaletinin harap olmuş kalbinde, sarsılmış beyninde yattığını hissetmiyorsun, buna yeryüzünün bütün kralları birleşse, çare bulamaz. "

Lotte, Werther'in kalp ağrısı Lotte... Bir insan bu kadar aşkla bağlanabilir mi? " O kadar çok şeye sahibim, ama ona karşı duygularım hepsini yutuyor; o kadar çok şeye sahibim, ama onsuz hepsi bir hiç." Mutluluğu,yaşama sevincini birilerinin kollarına bırakmak... "Ve bu yürek artık cansız, sevinçler akmıyor ondan artık, gözlerim kuru "ve cana can katan gözyaşlarıyla artık esenlenmeyen duyularım korkuyla alnımı kırıştırıyor."
İnsanın içinden çıkamadığı duygularıyla avunması: " Acılarıma takılıp dalga geçiyorum; kendimi koyversem, karşı savlardan upuzun bir ayin olur."

Sıkkınlık ve hevessizlik Werther'in ruhunda gittikçe daha derinden kök salmış, gittikçe daha sıkı sarmalamış ve biraz biraz onun bütün varlığını kavramıştı. Lotte'yi her şeyin üstünde çok seviyordu, onunla gurur duyuyor ve onun herkes tarafından en mükemmel varlık olarak kabul görmesini arzu ediyordu. Fakat sevdiği kadın ona ait değildi ve bu da Werther'i tüketiyordu yavaş yavaş. Öyle ki artık ölmekten bile korkmuyordu: " Kendimi ayıplamıyorum, zira ölmeye cesaretim var. "

Werther'in tutkulu aşkına karşın Lotte sadece onun dostluğunu istiyordu: "Koskoca dünyada gönlünüzün arzularına uygun hiç mi başka kız yok? Kendinizi aşıp, onu arayınız; sizi temin ederim, onu bulacaksınız; zira şunca zaman kendi kendinizi yargıladığınız bu kısıtlama beni çoktandır korkutuyor, sizin ve bizim adımıza. Kendinizi aşınız! Bir seyahat sizi avutacaktır. Avutmalıdır! Arayıp bulunuz aşkınıza layık birini, arayıp bulun ve geri gelin, hakiki bir dostluğun hazzını birlikte tadalım. "

Bu dünyada aşkına karşılık bulamayacağını anlayan Werther, Lotte ile öbür dünyada buluşacağından emin ve bu amaçla intihar ediyor. "Bu andan itibaren sen benimsin! Benim, ey Lotte! Ben önden gidiyorum! Pederime gidiyorum, pederine. Ona yakınacağım, o da, sen gelinceye kadar beni teselli edecek, ve seni karşılamaya uçacağım, seni tutup, sonsuzluk karşısında, ebedi sarılışlarla senin yanında kalacağım.Rüya görmüyorum, hayal görmüyorum! mezarın yakınında aydınlanıyorum. Biz var olacağız! Birbirimizi tekrar göreceğiz!"

......

Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Üsküdar'ın havası bana hayat veriyor sanki. Bütün dertlerimi unutturuyor, dünyevî endişeleri içimden söküp alıyor ve meydana gelen aydınlık, boşluğa nur serpiyor. Niçin böyle oluyorum dersin?"

"Efendi Hazretlerinin kerameti olsa gerektir Sultanım, ben dahi sizinkine benzer hislerle coşkunum."

IV. Murad, Yavuz BahadıroğluIV. Murad, Yavuz Bahadıroğlu
Chilekesh, bir alıntı ekledi.
11 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 7/10 puan

Mutluluğun eksikliğini dünyevi bir nedene bağlayabilen aziz mahluk! Hissetmiyorsun, felaketinin paramparça kalbinde, bozulmuş aklında yattığını hissetmiyorsun, dünyanın bütün kralları bir araya gelse bile sana yardım edemez.

Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 91 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 91 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Erdem, bir alıntı ekledi.
Dün 07:52

...Kalvinizm, çileciliğe olumlu bir güdülenim sağlamış oldu ve Kalvinizm alın yazısı öğretisine ait ahlak anlayışının sağlam temelleri sayesinde, dünyevi hayatın dışında ve üzerinde var olan ruhani keşişler aristokrasisinin yerini tanrı tarafından alın yazısı ezelden belirlenmiş olan dünyevi ruhani azizler aristokrasisi aldı.

Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu, Max Weber (Sayfa 151 - Nilüfer)Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu, Max Weber (Sayfa 151 - Nilüfer)
dilara, bir alıntı ekledi.
Dün 01:05 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Çünkü duygular,insanın yalnızlığını reddedişiyle başlayan kurgunun sözlüğünde yer alırlar.Bu sözlükte her duygunun bir adı ve tanımı vardır. Önce adlar ve tanımlar ezberlenir,sonra da insan hissettiğini sanır.Oysa insan,bir düşüncedir. Ne bedene ne de bilinen üçboyuta sığabilecek yapıdadır.Düşüncenin ışık olduğunu anlayan insan,sadece ışığın boyun eğdiği kurallarla var olması gerektiğini bilir. Işığın duyguları yoktur. Bilinen dünyevi kurallar,önemsiz ve sonradan kurgulanmıştır. Kendini bedenden ibaret sananlar için uydurulmuş bir yaşam biçimidir.

Azil, Hakan Günday (Sayfa 96)Azil, Hakan Günday (Sayfa 96)
Murat Ç, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'yu inceledi.
 20 May 21:01 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Öncelikle kitabı Peyami Safa Etkinliğine istinaden okudum. Daha sonra mutlaka okuyacaktım fakat etkinlik bu durumu hızlandırdı ve de çok iyi oldu. Daha önce okumama sebep olan ve etkinliği düzenleyen ¤ Cerrah Asya ¤ ‘ya ve etkinlik için yardımlarını esirgemeyen Ebru Ince ve Haruni ‘ye teşekkürlerimi iletirim.

Şimdi İncelememize geçelim…

İlk satırdan itibaren hemen bir şey hayal etmem gerekiyordu. Aklıma ise Heybeliada'da ki hastane geldi. Çünkü hem eski bir hastane hem de ziyarette bulunduğum bir yerdi. Lanetli Tepe filminde ki hastaneyi hayal etmediğime bir nebze olsun sevindim. Çünkü o da aklıma gelmişti..

Başlangıcından sonuna kadar beni sıkmayan harika bir devamlılık arz ediyor bu eser. Kitapların uzun ya da kısalığı değil, içeriğinde ne kattığı önemlidir. Bu kısa eser bana bir şeyleri yeniden hatırlattı. İnsan canı yanıncaya kadar etrafta olan bitene pek kulak asmıyor, sahip olduklarına hiç şükretmiyor.

Olay örgüsü ile birlikte her şeyi zihnimde canlandırdım. Tabi ki 1900’lerin istanbulunu birebir gözümde canlandıramazdım ama zihnim daha önce izlemiş olduğum görüntüleri ve fotoğrafları anında önüme getirdi. Her detayı usta bir yönetmen gibi yönetip, harika oyunculuklarla kurguya uygun bir performans göstermeme yardımcı oldu. Her detay kesinlikle aklımda kalıcı oldu. Anlatımın sadeliği kesinlikle okumaya ayrı bir tat katmış. Peyami Safa’nın dili fazlasıyla keyifli bir okuma sunuyor.

Duyguları okurken hissediyor ve yaşıyorsunuz. İmkanları günümüz ile mukayese ediyor, halbuki şuan olsa daha basit çözümler ile müdahale edilebileceğini düşlüyorsunuz. Hastane’nin kokusundan tutun, odalar, koridorlar her şey zihninizde canlanıyor ve olay örgüsü bu şekilde genişleyerek zihninizde bir tiyatro oyununa dönüşüyor.

Edebiyatımızın ilklerinden olan bu eser, kesinlikle yüksek bit çıta belirliyor. Stefan Zweig’ın kısa öykülerini okurken, kendimi bir koşuşturmada hissederken, bu kısa eserde hiç öyle bir şey hissetmedim. Kıyas sebebi sadece az safa sayısına sahip olmasıdır. Konular ve yazış tarzı tabi ki farklı olduğu için bunu hissediyor da olmuş olabilirim. Bu da küçük bir fikirdi sadece.

Toplamam gerekirse; kesinlikle okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir eser. Sağlık bir insanın en temel ve en önemli ihtiyacıdır. Sağlığınız yerinde olmadığın da dünyanın sahibi olmuşsunuz nafiledir. Tüm uzuvlarınız yerinde ve sıhhatiniz yerinde ise, dünyevi basit şeyleri büyütmeden sadece çözülürse çözülür, çözülmese de sorun değil şekli ile bakınız. Dün izlediğim Veda filminde Salih Bozok ile Mustafa Kemal'in aklımda kalan bir repliğini size iletmek istedim. Çünkü aynı zaman diliminde geçiyor bu eser. İlk etapta birbirlerine nasıl olduklarını soruyorlar, ardından şu konuşmalar geçiyor;

S.B.: “Cephedesin diye duymuştum.”
M.K.: “Öyle. Ama hayattayım çok şükür. Bugünlerde bundan daha fazlasını aramamak lazım zaten.” der ve devam ederler konuşmalarına.

Son olarak diyeceğim o ki sıhhat önemlidir. Diğer küçük şeyleri kafanıza daha az takın ve olmayınca hayatınızı kaybetmişcesine muamele yapmayın. Kitap içeriğinde bolca eski Türkçe kelimeler var. Anlamları tabi ki verilmiş ve bizlerinde alışkanlık kazanmasına yardımcı olacağını düşündüğüm bir husus olmuş.

Kitabı kesinlikle tavsiye ediyor ve herkese iyi okumalar diliyorum.

11. Yüzyılda yaşamış ünlü İslam alimi Gazali'nin Eyyühe'l Veled (Ey Oğul) ve Ledünni İlim Risalesi isimli iki yazısını içerir. İlk bölüm olan Ey Oğul, bir öğrencisinin Gazali'ye sorduğu sorunun cevabı olarak yazılmıştır. Bu bölümde Gazali, dünyevi ilimlerin bir işe yaramayacağını savunarak, öğrencisine fen bilimlerinden uzak durmasını öğütler. Bunların arasında sadece tıp biliminin Kuran ayetleri ve hadisleri doğruladığını söyleyerek istisna eder. Ayrıca bir müslümanın, şeyhine asla karşı gelememesini söyler. Öyle ki, farklı fikirde olup da elinde delil olsa dahi şeyhin söylediğini kabul etmeyi över. İkinci bölümde ise hadis ve fıkıh ilimlerinin gerekliliğini anlatır. Burada benim ilgimi çeken ilginç bir nokta şu; İmam Gazali kitabın 4-5 yerinde İsa'ya ve İncil'e atıf yapıyor. Fakat İncil'den yaptığı alıntılar, o zamandan beri değişmediği kesin olup, bugün elde olan İncil'de yer almıyor. Aynı zamanda herhangi bir alıntıda "değiştirilmiş İncil" gibi bir ifade yok. Kitaptaki öğüt denilen şeylerin bugün İslam dünyasını soktuğu durumlar herkesçe açıktır.

Metin Özdemir, bir alıntı ekledi.
 20 May 19:07 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bununla beraber, boğucu sıkıntılar ona Allah’a olan inancının ne kadar güçlü ve içten olduğunu da hissettiriyordu. Yüce Yaradan’ın insana dünyevî aşklar vererek, onun var olmasının en büyük sevincini de yarattığını keşfediyordu. Tanrı’nın lûtfu akıp giden zaman kadar sonsuzdu, çünkü her aşk ayrı ve tekti...

Dişi Kurdun Rüyaları, Cengiz Aytmatov (Sayfa 49)Dişi Kurdun Rüyaları, Cengiz Aytmatov (Sayfa 49)
•Muhayyîr•, bir alıntı ekledi.
20 May 04:42 · Kitabı okuyor · Beğendi

“..küçük bir ihtiyaç ve âdi bir zarar-ı dünyevî yüzünden elmas gibi umûr-u diniyeyi terkeder.”

Tarihçe-i Hayat, Bediüzzaman Said NursîTarihçe-i Hayat, Bediüzzaman Said Nursî