Aşk tanrısı olan Eros'un yayının teli kopmuş, okları kenara atılmış ve kendisi derin bir uykuda, artık kimseye aşk okları atamayacak... Resim dünyevi hazların ve şehvetin geride bırakılmasını simgeler Resmin arkasında bulunan yazı eserin Malta Saint John Şövalyeleri’nin Büyük Üstadı Alof de Wignacourt’un Floransalı sekreteri Fra Francesco dell'Antella için yapıldığını doğrular. Eros kadrajı yatay olarak neredeyse tamamen kaplayacak şekilde, karanlık ve belirsiz bir zemin üzerine uzanmış Klasik mitolojide Cupid dinamik, oyuncu ve hınzırdır. Burada ise bizzat kendi kanatlarının ve karanlığın üzerine yığılmış, adeta bitkin düşmüş hemen altında kopmuş yayı ve kırık atıl duran okları. Bu nesneler aşkın ve arzunun silahlarının işlevsizleştiğini gösterir.
Resim ve Sanat
Bazen iki kişi arasında öyle bir sevgi oluşur ki bunun sebebi ne güzellik ne de dünyevî bir faydadır; tamamen ruhları arasındaki uyumdur. İmam Gazali
Din
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Allah'tan başkasına Aşk duymak tuzağa düşmektir!
"Onlar, kalpleri Allah'ın zikrinden boş kalmış kimselerdir. Allah da onlara kendisinden başkasının aşkını tattırmıştır." Allah'tan uzaklaşan kalbin cezası, yine o kalbin fani bir varlığın kölesi ve esiri olmasıdır. Kul, Allah'a kul olmayı bıraktığında, kaçınılmaz olarak kendi gibi aciz bir mahlukun aşkının esiri olur. Beşerî aşkın en büyük trajedisi, aşık olunan şeyin ölümlü, kusurlu ve değişebilir olmasıdır. Kalbini Allah'ın zikrinden boşaltıp bir insana bağlayan kişi, er ya da geç şu üç acıdan birini yaşar: Karşılık bulamaz (terk edilir), Sevdiği kişinin kusurlarını görüp hayal kırıklığına uğrar, Veya ölümle ondan ayrılır. Dolayısıyla bu söz, insanın dünyevi aşklarda çektiği ızdırabın kök nedenini açıklar: "Yanlış adreste sonsuzluğu aramak."
♡Aşk♡
Ebedî Vuslatın Gölgesinde: Cennetle Müşerref Bir Gönlün Hikâyesi ​İnsanoğlu, varlık sahnesine adım attığı ilk andan itibaren bir "varış"ın özlemiyle nefes alır. Dünya, bu uzun ve çetin yolculukta ruhun ancak bir süreliğine soluklandığı, kumları arasında hakikati aradığı bir menzildir. Oysa hakiki huzur, geçici olanın aldatıcı parlaklığında değil, Allah’ın vadettiği cennetin ebedî huzurunda saklıdır. Cennetle mutlu olmak, dünyayı bir amaç değil, bir eşik; bir son değil, bir hazırlık evi olarak görme bilgeliğine ermektir. ​Bu yüksek şuur, evvela O Ebedî Sevgili’nin rızasını her şeyin üzerinde tutmakla filizlenir. Bir kalp, kendi arzularının sisli vadisinden çıkıp Rabb’inin rızasına yöneldiğinde, dünyanın tüm ihtişamı bir seraptan ibaret kalır. İnsan, yaratıcısının hoşnutluğunu hayatının pusulası yaptığında, artık fani olanın peşinde değil, baki olanın izinde yürüyen bir yolcuya dönüşür. Bu yolculukta gönül, dünyaya değil, sadece sahibine, yani Rabbine emanettir. Zira emanet edilenin sahibi Allah ise, o kalp dünyanın kederlerine karşı zırhlıdır; zira dünya, o kalbin sığındığı bir liman değil, sadece geçip gittiği imandan bir köprüdür. ​Bugünün sabrını yarının ebedî mükâfatına dönüştürmek, cenneti özleyenlerin en soylu sanatıdır. Dünya bir imtihan meydanıdır ve burada gösterilen her metanet, her diş sıkış, her "Allah var, gam yok" deyiş, cennet bahçelerine dikilen birer fidana dönüşür. Sabır, acıyı dindiren bir melhem değil, onu sonsuz bir huzurun müjdesine evrilten kutlu bir köprüdür. Her secde, toprakla buluşan alın, aslında gökyüzünün ebedî vadedilen sakinlerine bir selam, bir "geliyorum" deyişidir. Her namaz, her hayır, her ihlaslı adım; dünyevi olanın küllerinden sıyrılıp, sonsuzluğun güneşine doğru kanat çırpmaktır. ​Cennetle mutlu olmak, dünya
1000Kitap
"Bir isyanın ve teşkilatın anatomisi'
Not: "Bu araştırma çalışmam hiçbir kişi veya kuruluşu destekleme amacı gütmediğini belirtmek istiyorum, iyi okumalar☺️😊.." Hasan Sabbah, 11. yüzyılın sonlarında kurduğu İsmaili-Batıni teşkilatı ile Orta Doğu siyasi dengelerini derinden sarsan bir liderdir. Tarihe "Haşhaşiler" olarak geçen bu hareket, yalnızca dini bir tarikat değil; aynı zamanda dönemin süper gücü Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na karşı yürütülen bir asimetrik savaş ve istihbarat ağıydı. 1. Yükseliş: Alamut Kalesi'nin Fethi Hasan Sabbah'ın mücadelesi, Fatımi Devleti'nin eğitim merkezlerinde edindiği tecrübeleri İran'a taşımasıyla başladı. Sızma ve Propaganda: Hasan Sabbah, kalede bulunan Rudbar halkını ve askerleri zamanla kendi İsmaili inancına çekmiş, kaledeki taraftarlarını artırarak içeriden ele geçirmiştir. Bir diğer tahmin ise Kaleyi satın alma; En bilinen rivayete göre Hasan Sabbah, kalenin eski sahibinden 3 bin altın karşılığında satın almıştır. Stratejik Konum: Elbruz Dağları'nda ulaşılması güç bir zirve olan Alamut Kalesi'ni hedef seçti. Kan Dökmeden Zafer: 1090 yılında, kaleyi bir damla kan dökmeden, kale muhafızlarını ve halkı ikna yoluyla ele geçirdi. Üs Bölgesi: Alamut, Hasan Sabbah'ın 34 yıl boyunca hiç dışarı çıkmadan teşkilatı yönettiği bir teoloji ve propaganda merkezi haline geldi. 2. Sistem: Fedailer ve Asimetrik Savaş Selçuklu'nun devasa ordularına karşı doğrudan cephe savaşına girmek yerine, nokta atışı bir istihbarat stratejisi geliştirdi. Fedai Sistemi: Dervişler ve fedailer; teolojik, askeri ve psikolojik olarak çok sıkı bir eğitimden geçiyordu. Nokta Operasyonları: Selçuklu devlet adamlarına yönelik düzenlenen suikastlerin en ünlüsü, Selçuklu imparatorluğu başveziri Nizamülmülk'e yapılan eylemdi. Bu strateji, düşman üzerinde büyük bir korku ve paranoya yaratıyordu. Tarihsel
1000Kitap
Günün Esması: Er-Rahîm
Arapçası: الرَّحِيمُ Anlamı: Kendi yoluna yönelen, rızasını arayan kullarına hususi şefkatiyle tecelli eden; onların amellerini bereketlendiren, günahlarını bağışlayan ve ahiret yurdunda onları sonsuz ikramlarıyla müşerref kılan Mutlak Merhamet Sahibi. Ayet: وَكَانَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ رَح۪يمًا Ayetin Okunuşu: Ve kâne bil mü'minîne rahîmâ. Ayetin Anlamı: O, inanan kullarına karşı hususi bir şefkat ve sonsuz bir merhamet sahibidir. (Ahzâb Suresi, 43. Ayet) Dua: Ey kullarının sessiz iniltilerini duyan, gözyaşlarına kıymet veren Rahîm olan Rabbimiz... Bizleri, dünyada senin rızan için çabalayan, ahirette ise o özel merhametine mazhar olan kutlu kullarının arasına kat. Günahlarımızın ağırlığıyla bükülen bellerimizi, senin bağışlayıcı şefkatinle doğrult. Bizi nefsimizin karanlığında bırakma; kalplerimizi ilahi aşkınla nurlandır ve ebedi yurdumuzda cemalini izleme lütfunu bizlere ihsan eyle. Âmin. Zikir: Yâ Rahîm (Celle Celâlühû) - 258 Defa Ne Zaman Çekilmesi Tavsiye Edilir: Özellikle perşembe günleri ikindi vaktinden sonra veya cuma gecesi teheccüd vaktinde, kalbin dünyevi seslerden uzaklaşıp Rabbe en yakın olduğu o sessiz anlarda zikredilmesi ruhun inşirahı için çok kıymetlidir. Ayrıca her farz namazın peşinden ihlasla ve kalbe yönelerek okunması, içsel huzuru kalıcı hale getirir. Bu Zikri Çekenlerde Değişenler: İbadetlerindeki huşu ve Allah'a olan sevgi bağı derinleşir; kulluk bir vazifeden ziyade kalbi bir zevke ve vuslata dönüşür. Ruhlarında sarsılmaz bir güven duygusu yeşerir; başlarına gelen zorlukların ve musibetlerin ardındaki ilahi rahmeti görebilme ferasetine ulaşırlar. Kalpleri kin, kibir ve nefret gibi manevi hastalıklardan arınır; sadece hakikate, affa ve ilahi aşka açılır. Ahiret inancı ve tevekkülleri güçlenir, dünyevi hırsların ve geçici heveslerin