Onu düşünmeden geçirdiği tek bir anı bile olmadığını, yediği ve içtiği her şeyden ondan bir tat bulduğunu, yalnızca Tanrının olan bir hak ve güce sahip olarak hayatının her saatini bütünüyle doldurduğunu ve kalbinin alacağı en büyük zevkin onunla birlikte ölmek olacağını itiraf etti.
Delaura, onun tıpkı rüyasında ki gibi olduğunu gördü. Bedenini bir titreme sarmış, buz gibi bir terle sırılsıklam olmuştu. Gözlerini yumdu. İnancının bütün gücüyle alçak sesle dua etmeye başladı. Duası bittiğinde kendini toparlamıştı.
Sonra şapkasını havada şöyle bir döndürerek, latince bir özdeyişle vedalaşıp gitti. Ama bu kez Marki'nin hatrı için çevirisini de yapmıştı:
" Mutluluğun iyi edemediğini iyileştirecek ilaç yoktur."