Herakleitos gibi Stoacılar da tüm insanların ortak bir dünya mantığının ya da ‘logos’un bir parçası olduğunu savunuyorlardı. Her bir insan minyatür bir dünya; ‘makro kosmos’un ‘mikro kosmos’, ‘büyük evren’in ‘küçük evren’ olarak yansımasıydı
Yağmur neden yağar, Sofi? Yağmurun bulutlardaki su buharının soğuyup damla şeklinde yoğunlaşarak yerçekiminden ötürü yere düşmesiyle oluştuğunu okulda öğrenmişsindir. Aristoteles bunu başını eğerek onaylardı. “Özdeksel neden”, söz konusu su buharının (bulutların) tam da hava soğuduğunda orada varoluyor olmasıdır. “Etken neden” su buharının soğumasıdır ve “biçimsel neden” de yağmurun “biçim”inin ya da doğasının damla damla yere düşmek olmasıdır. Sen susup başka bir şey söylemezsen, Aristoteles buna ek olarak, yağmur yağdığını çünkü bitkilerle hayvanların büyümek için yağmura gereksinimi olduğunu söylerdi. “Ereksel neden” ile kastettiği de buydu. Gördüğün gibi Aristoteles bir anda yağmur damlalarına bir görev ya da bir “amaç” veriyordu.
Sofistler, genel hatlarıyla, neyin doğru neyin yanlış olduğunun siteden siteye ve kuşaktan kuşağa değiştiğini söylüyorlardı. Yani, doğru ve yanlış “değişen” bir şey idi onlara göre. Sokrates ise bunu kabul edemiyordu. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu gösteren, tümüyle mutlak ve zamandan bağımsız kurallar olduğuna inanıyordu. Mantığımızı kullanarak hepimiz bu tür normlara ulaşabiliriz, çünkü tam da mantığımızdır mutlak ve değişmez olan, diyordu.