• Ey Rabbim!
    Azamet ve saltanatının ayetlerini, güzelliğini bu fani evrenin üzerinde değişik şekil ve kalıplarda yansıttın. İnsanların bir kısmı, fani dünya ile sarhoş oldu, kalıp ve şekillere takıldı, ebedi azameti ve gerçek sırrı düşünemedi. Böylece aynaya takılıp içinde parlayan güneşin kendisini fark edemedi. Papağana ve onun hızlı konuşmasına vurulup hayran kaldı, bu sözleri dudaklarında yaratan o yüce kaynağı düşünemedi.

    İnsanlardan bir kısmı da gözlerini açtı, yalancı düşler yerine önünde apaçık duran eşsiz hakikatle uğraştı. Yankıyı bırakıp etraftan gelen sesi dinledi. Önlerinde parlayan güneşi görebilmeleri için aynaya sırt çevirdiler. Sonra kainattaki güzelliğin ilahına, şaraptaki ferahlığı yaratanın zatına, ıtırdaki güzel kokunun mucidine eğilerek secdeye kapandılar.

    * * *

    Ey saki!
    O güzelliğin kapı eşiğine ulaşmak istiyorum, kutsalın şarabından bir kadeh istiyorum. Gel çıkar benim bu sisin içinden ve oraya ulaştır.

    Gel anlat bana, anlat bana. Bu sarhoşluğun perdesi hala gözlerimin önünü örtmekte, neredeyse beni boğacak.

    Bana, bu evrende neyi gördüğümüz sor. O, hareket eden bir hayal mi, yoksa biz içinde hareket eden bir düş müyüz? Hangisi hakikat ise onu söyle. Sonra bana anlat, gözlerim ne zamana kadar senin içkin ile bağlı kalacak? Kadehlerinle perdediğin aklımı nasıl uyandırabilirim? Bıktım vallahi, yandım. Beni etkisi altına alan şu düşten uyanıp, özlediğim o hakikati gözlerimle görmeye ne kadar da muhtacım.

    Ben ey saki! Etrafımdaki hayallerin arkasında birçok sırrı hissediyorum. Fakat bir türlü bulamıyorum. Arada sırada parlayan bir ışık, gözlerimin önüne şu sisin arkasında ışıldıyor; fakat ona ulaşmak için o sisi geçemiyorum. Şu evrenin gürültüsü arasında, kulaklarıma gökten O kadar yüce, o kadar güzel bir ses geliyor ki, gürültüden ayırıp anlayamıyorum.

    Ey Rabbim!
    Konular şu hayal perdelerini gözlerimin önünden çek ki, seni göreyim.
    Ey Rabbim!
    Aklımın üzerindeki dünya örtüsünü ve sarhoşluğunu kaldır ki, onu yürüten, ona hayat veren azametine yol bulayım.
    Ey Rabbim!
    Ebedi cemalinin şekillerini önümden kaldır ki, dünyayı aydınlatan zatının cemalini göreyim.
    Ey Rabbim!
    Çarpıntısı durduğunda, görevi sona erdiğinde, kalbimi bu ebedi cemalin, ebedi büyük sırrın aşkından, ona bağlanmaktan mahrum etme.
  • 208 syf.
    ·14 günde·Beğendi·9/10
    Yasar Kemalin okuduğum ilk eseri. Çok zekice kurgulanmış bir eser ve çok keyifle okudum .. Adi geçen Filler Sultanı toplumdaki üretmeden tuketenleri zorba,kibirli,zekasını kötülük için kullanan kişileri yansıtırken karıncalar aslında toplumun tamamını yansıtıyordu aralarındaki tek benzerlik, hepsinin,karınca olmaları ve çalışkan olmalarıydı belki ama içlerindeki sarıca karıncalar haksızlıkla güçlü olanın yandaşı olmayi ,kırmızı sakallı topal karıncanın soyu ise en basta ozgurluk deyip fillere karsi cikmayi,hakkını savunmayı tercih etti ... Filler sultani karincalara once dillerini unutturdu sonra kisiliklerini...Toplumda da böyle degil midir Sömürge anlayışında olan devletler önce somurecekleri devletlere kendi dillerini öğretirler ve ana dilini unutur bu milletler.Umutsuzlugu öğretti filler sonra umutsuz oldukları için hayal edemedi düşünemedi karıncalar düşünmedikleri içinn de boyun eğdiler, sömürüldüler... Boyun egmek zorunda kalan caresiz kalan karincalar 7/24 fillere çalıştılar , saraylar,tahtlar,dolu ambarlar verdiler kendileri için çalışmayı unuttukları vakit tekrar tekrar fillere muhtaç oldular. Gün geldi hak yerini buldu Kırmızı Sakallı Topal Karınca 'nın önderliğinde o muhteşem zekayla küçücük karıncalar koskaca filleri yendi ..Kıssadan hisse yeryüzünün bütün karıncaları birlesince...











    Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca Yaşar Kemal
  • "Psikoloji nasıl bozulmazdı ki, yuvada kaldığı süre boyunca hangisine adıyla seslenildi? Hangisi birebir dinlendi? Hangisine, "Sen büyüyünce ne olacaksın" diye soruldu? Onları yalnızca doldurdular binalara, sadece baktılar Lülü'lere. Öyle güzel baktılar ki, geçmişlerinde unutulmayacak yaralar bıraktıklar. Kimse yuvada yetimliğiyle uğraşmadı, öksüzlüğüne yanamadı, kimse gelecekte ne olacağını düşünemedi."
  • 12 Ekim 1492'nin sabahında Kolomb'un gemileri bilinmeyen kıtayla tanıştı. Juan Rodriguez Bermejo, Pinta'nın direğinden şu an Bahamalar olarak bildiğimiz adayı fark etti ve "Kara göründü!" diye bağırdı.


    Kolomb Doğu Asya'nın açıklarındaki bir adaya vardıklarını sanıyordu. Orada karşılaştığı insanlara "Hintli" adını verdi çünkü Doğu Hindistan Adalarına (bugün Doğu Hint Adaları veya Endonezya takımadaları olarak adlandırdığımız bölge) vardığını sanıyordu. Kolomb bu hatayı ömrünün sonuna kadar sürdürdü. Kendisi ve o çağda yaşayan pek çok insana göre hiç bilinmeyen, tamamen yeni bir kıta keşfetmiş olması düşünülemezdi. Binlerce yıldır, büyük düşünürler ve akademisyenlerle asla yanılmayan kutsal metinler sadece Avrupa, Afrika ve Asya'dan bahsetmişti. Hepsi yanılıyor olabilir miydi? İncil dünyanın yarısını es geçmiş olabilir miydi? Bu tıpkı 1969'da Ay'a doğru giderken Apollo 11'in, o ana kadar bilinmeyen, bir şekilde hiçbir gözlemin tespit etmeyi başaramadığı ve dünyanın etrafında dönmekte olan başka bir aya çarpması gibiydi. Kolomb'un cehaletini inkar etmesi, her şeye rağmen ortaçağ insanı olduğunun kanıtıydı; tüm dünyayı bildiğine kesinlikle emindi ve çığır açıcı keşfine rağmen gene de farklı düşünemedi.
  • Kolomb'un cehaletini inkar etmesi, her şeye rağmen ortaçağ insanı olduğunun kanıtıydı; tüm dünyayı bildiğine kesinlikle emindi ve çığır açıcı keşfine rağmen gene de farklı düşünemedi.