• Okumadıkları kitaplardan alıntı yapıp burayı Facebook gibi kullanan görür görmez hemen sessize alıyorum. Ama o kadar fazlalar ki... Bu siteyle ilgilenenler her kimse işleri bu soruna bir el atmak olmalı. Duvar yazısı paylaşmak ve flört bulmak için yıllardır bir site var zaten, buranın ondan bir farkı kalmayacaksa bu siteyi niye kurdunuz?
  • Ne diyordu sisli sokağın kara duvar yazısı; iki tren kavuşacaksa, mutlaka çarpışacaklar...
  • Ne diyordu sisli sokağın kara duvar yazısı;
    Iki tren kavusaçaksa, mutlaka carpisacaklardir...❤S❤
  • Güzin ablam kitaplardır benim, diyen biri için Fahrenheit okumak korku reflekslerini canlı tutmaktır.

    Ilk cümlede kitabın içeriğinin büyük çoğunluğuna değindiysem de içerik değil nedenler ve sonucları anlatmaktır kitapların amacı.

    ~Spoiler içerir.

    Peki siz bir kitabı okumaya nasıl karar verirsiniz?

    Kapağı, içeriği, tanıtım yazısı, eleştiriler, beğeniler, basım sayısı, yazarı, ismi... uzar gider. Çünkü hepimizin algıda seçiciliği farklı. Fahrenheit 451 tuhaf bir isim, merak uyandırıyor. Ne demek bu Fahrenheit 451?

    Fahrenheit= Derece
    451= Kağıdın tutuşma derecesi.

    Evet kitaplar yakılıyor. Hemde bu işi kıvılcımların çoğalmasıyla ilk yardıma gelen itfayeciler yapıyor.

    Düşünsenize 110 arıyorsunuz ama neden? Kitap ihbarı...

    Kitap ihbarı yabancısı olmadığımız bir durum, aşinalığımız cok fazla. Ne yazık ki devlet düzeni oluşturan her iktidar kitaptan korkmuştur.

    Fakat bu eser 1984 gibi kitaplara ve düşünmeye karşı değil. Aslında düşünmeye karşı oluşu düşünmenin insanları mutsuz ettiği fikridir.

    Farklı eserleri anımsatan bir kitap. Oblomow'u okurken inceleme yazmanın zamanı geldiğini fark ettim. Çünkü;

    Oblomow da bu fikirdeydi.

    "Eskiden bir çocuğa hayatın ne olduğunu erken anlatmaz, çileli ve çetin bir hayata hazırlamaz, çocuğu kitaplarla yormazlardı. Çünkü kitaplar türlü sorunlar çıkarır, bunlarda insanın yüreğini, kafasını kemirir, hayatı kısıtlardı."

    Oblomow - sayfa 128


    Kitaplar insanlara yaşadıkları veya yaşayacakları hayatları anlatıyordu. Belkide hiç yaşamayacağı korku duygusuyla tanıştırıyordu. Kitaplar bilgilerle yükler oluşturuyordu.

    Buda bir bakış açısı olsada kitaplar bir çocuğa hayal gücü, bir anneye annelik, bir babaya babalık, bir yalnıza dost... ve insana yüzyıllar önce yaşamış insanlarla sohbet etme imkanı sağlıyor. Başucunuzdaki sadık dostunuz oluyor. Varlığını bir sizin bileceğiniz anlamları çağrıştırıyor...

    Fahrenheit distopyanın yaşanmaya başladığı teknoloji zamanına ve insanların seçimlerine değiniyor. Günümuzden 500 yıl sonrası anlatılıyor. Insanlar okumamayı kendileri tercih ediyor. Ilk önce fotoğraf, kamera, televizyon sonra telefon, internet, kapsüller, mekanik tazılar... insan, hayatına giren teknoloji ile körelmeye başlıyor. Okumak istemiyor, mutluluğu düşünmemeye bağlıyor. Düşünmeyen insan eğlenen mutlu insandır.

    Bu süreçte yanmayan evler yapılıyor. Artık güvenlik sağlam. Peki itfayeciler ne iş yapacak. Düşününce mutsuzluk hakim oluyorsa ilk iş tabiki kitapları yakmak. Bu işten devletten memnun sorunsuz tek düze bir hayat. Evet evet kitapların olmaması sorunsuz çünkü neden? Diyen yok. Dayatılan ne varsa kabul. Sigaranın zararını bilmeye ne gerek var ki. Mutlu ediyorsa seni iç.

    Yani belli kitaplar değil yasak olan, elinize geçen her yazı ve kitap yakılır. Itfayecilerin yeni görevi insanları düşünceden uzak tutmak ve mutlu etmek.

    Ilk basta devlet bir sansür veya bir dayatmada bulunmadı, insanlar bu hayatin temellerini attı. Okumayı red etti. Televizyon izlemek keyif verdi. Kitap okumaya zaman ayıramıyorum demeler çoğaldı. Klasiklerin özeti çıkarıldı. Daha sonra özetin de özeti çıkarıldı ve zamanla insan kısa zamanda çok bilgi diye ansiklopedileri iki üç cümleye sığdırdı. Hayat, eğlenmek için zaman yaratmak adına her şeyin özet halini sunmaya başladı.

    Insanlar dekor olarak duvar büyüklüğünde televizyonlar aldılar. Bu televizyonlarda aptalca öğütler ve insan beynini uyuşturan programlar yapıldı. Büyük Birader'in hakla iletişimi ve denetimi sağlaması gibi. Tek kanaldan yayın ile hipnoz edilen insanlar söyleşi bile korkutucu. 500 yıl sonrasını beklemeye gerek Yok, herkesin gayesi büyük bir televizyon almak, iki farklı özellik için binlerce tl ile bir telefon sahibi olmak, distopyalar içinde yaşıyoruz farkında mısınız. Sinsi bir teknoloji hastalığına kapılmış durumdayız. Dahada devam ediyor...

    Okullar sembolik açıldı. Entellektüel kavramı hakaret sayıldı. Artık sürü bir birinin aynıydı. Peki suç kimde. Devlette mi, insanda mı?

    Her şeyin secimi biziz. Guy Montang sonradan her şeyin farkına varıp hayatın farklılıklara ihtiyaçlarını anlasa da çoğunluğun oluşturduğu düzene karşı çıkması çok güçtü. Kitapları yakmakla görevli birinin karşı olduğu bir şeye sempati duyması ile başlıyor olaylar. Farklılıklardan beslenir hayat bunu fark etmekle başlıyor Montang'ın macerası.


    Etkietkilyici cok yönleri var kitabın. Kitaplarından ayrılmak istemeyip kitaplarla birlikte yakılan kadın gibi.

    Düşünmekten vazgeçmeyen kitap insanlar gibi. Kitap insan, yakılan kitapları ezberleyen ve onları daha fazla kişiye anlatmak için durmadan okuyan, anlatan insanlar. Size kendini ben Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sıyım diye kendini tanıtan insan gibi.

    Kasvetli bir kitap. Dram deseniz değil, ama üzülüyorsunuz. Korku değil ama korkuyorsunuz. Trajedi değil ama gelecek gunlerin trajedisinin aşikarlığı ile irkiliyorsunuz. Bilimkurgu'nun duygularla harmanlanmış şekli. Dili çok iyi değil, akıcılığı kesik, bunlara rağmen Içeriği icin okunmaya değer.

    Keyifli okumalar!
  • Ne diyordu sisli sokağın kara duvar yazısı iki tren kavuşacaksa mutlaka çarpışacaklar...
  • Bugün sevgili Şair yazar Aydın, kalemi aşkla akan Şair'in hası O mükemmel İnsan Attilâ İlhan'ın, ölüm yıl dönümü saygıyla özlemle Anıyoruz....

    Aykırı bir yolcuyum Dünya Genişti!...
    Attilâ İlhan, 🌹🌹🌹💖💖💖 Yüreğimizdesin....

    Attila İlhan’ın hayatı

    Attila İlhan‘ın tam olarak ismi Attila Hamdi İlhan‘dır. Çoğu kaynakta ismim ”Atilla İlhan” olarak yazılsa da doğru yazılışı Attila’dır. Attila İlhan, 15 Haziran 1925’te Menemen’de dünyaya gözlerini açmıştır. Babası Muharrem Bedrettin İlhan, annesi Emine Memnune İlhan, kardeşi ise Çolpan İlhan’dır. Babası döneminin başarılı savcılarındandır, kardeşi de ilerde çok başarılı bir sinema ve tiyatro oyuncusu olacaktır. Attila İlhan‘ın babası şiire ve şairliğe çok meraklı, okumayı seven, geniş bir roman ve şiir kitabı koleksiyonu olan ve iyi derecede Osmanlıca bilen bir insandır ve Attila İlhan da babası sayesinde çok küçük yaşlardan itibaren edebiyata ilgi duymaya başlamıştır. İlk ve orta okul eğitimini İzmir’de alan Attila İlhan, orta okul yıllarında ilk şiirlerini de yazmaya başlamıştır. Lise çağına geldiğinde İzmir Atatürk Lisesi’nde eğitim almaya başlamış, o yıllarda okulda tanıştığı ve özel bir sevgi beslemeye başladığı bir kıza Nazım Hikmet’in bir şiirini mektup olarak yazmıştır. O dönemlerde Nazım Hikmet’in şiirlerini paylaşmak kesinlikle yasak olduğundan bu mektup öğretmenleri tarafında yakalandığında çok büyük bir yasal suç işlemiş olarak sayılmış ve okuldan atılmıştır. Dahası bu olay hukuksal boyuta taşınmış; Attila İlhan 1941 yılında 3 hafta boyunca tutuklu kalmış ve sonrasındaki 2 ay da hapis cezasına çarptırılmıştır. Tutuklu kaldığı dönem boyunca bol bol kitap ve şiir okuyan Attila İlhan, Fransızcasını da geliştirmek için bol bol çalışmalar yapmıştır. Tutuklu kaldığı dönemde kendisi adına bir daha Türkiye’nin hiç bir yerinde eğitim göremez kararı çıkınca, babası duruma el atmış ve büyük uğraşlar sonucunda bu kararı 1944 yılında ortadan kaldırmıştır. Attila İlhan hapisten çıktıktan sonra 16 yaşında bir çocuğa göre çok daha olgun bir insan olmuş, hayata daha da sıkıca sarılmaya başlamıştır. Lise eğitimini almaya devam etmek istemiş ve 1946 yılında İstanbul Işık Lisesi’nde lise eğitimine başlamıştır. 3 yıl lise eğitimini tamamlayan Attila İlhan, o dönemlerde yazdığı şiirlerden birini amcasının ondan habersiz olarak CHP Şiir Armağanı yarışmasına yollamasıyla ikinciliğe layık görülür. ”Cebbaroğlu Mehemmed” isimli şiiri pek çok şairi geride bırakarak kendisine ikincilik ödülünü kazanmıştır ve bu başarı Attila İlhan için güzel bir dönüm noktası olmuştur.

    Attila İlhan’ın üniversite hayatı,

    1946’da liseden mezun olan Attila İlhan, üniversite eğitimi için İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydolmuştur. Üniversite hayatı gayet başarılı geçmeye devam eden Attila İlhan, o dönemlerde ”Gün” ve ”Yığın” adlı dergilerde şair olarak görev almış ve şiirleri yayımlanmaya başlamıştır. 1948 yılına gelindiğinde kendisinin ilk şiir kitabı olan ”Duvar”ı kendi maddi imkanlarıyla derlemiş ve yayımlamıştır. Aynı yılda, yani üniversitenin ikinci sınıfında eğitim görürken Paris’e gitmeye karar vermiş, bu kararı da ”Nazım Hikmet’i Kurtarma Hareketi”ne katılmak için almıştır. Paris’e gidip verdiği karar için aktif çalışmalar yapmıştır. Paris’te kaldığı dönem boyunca bol bol sosyal ve siyasal gözlem yapmış, bu gözlemlerini yıllar içerisinde çıkaracağı romanlarında ve diğer eserlerinde karakterlerini oluştururken ya da anlatacağı olayları bir kalıp içerisine sokarken bol bol kullanmıştır. Hatta eserlerindeki bir çok temel karakteri bu olaylardan esinlenerek yaratmıştır (örneğin ”Bela Çiçeği” eseri bu duruma en iyi örneklerden biridir). Tekrar Türkiye’ye dönen Attila İlhan’ın polislerle arasında bir çok problemler yaşanmıştır. En son 1951 yılında ”Gerçek” isimli gazetede yazdığı bir yazıdan dolayı soruşturma altına alınmış ve bu olaydan sonra Attila İlhan tekrardan Paris’e gitmiştir. Hayatının 1950’li yıllardaki 6 yıllık sürecini sürekli İstanbul-Paris, İzmir-Paris arasında geçiren Attila İlhan; tam olarak Türkiye’ye döndükten sonra üniversite eğitiminin son senesinde okuldan ayrılmış ve ”Vatan” gazetesinde sinema eleştirmenliği yapmaya başlamıştır.

    Attila İlhan’ın meslek hayatı

    1957 yılında askerliğini yapıp İstanbul’a dönen Attila İlhan, senaryo yazmaya başlamış ve senelerce kullandığı rumuzu ”Ali Kaptanoğlu” ismi ile 15’e yakın senaryo yazmıştır. O dönemlerde bu çalışmalarından istediği verimi alamamış ve tekrar Paris’e dönmüştür. Çok geçmeden babasının ölüm haberini alan Attila İlhan, temelli İzmir’e dönmüştür. Burada 8 yıl boyunca yaşamış ve yaşadığı dönemde ”Demokrat İzmir” gazetesinin genel yayın yönetmenliğini yapmış ve aynı zamanda da başyazarlığını üstlenmiştir. O yıllarda, günümüzde dahi hala merakla okunan ”Yasak Sevişmek” isimli şiir kitabını çıkartmıştır. 1968 yılında ise eşi Biket İlhan’la evlenip 15 yıl süren bir evlilik hayatı geçirmiştir. 15 yıl sonrasında boşanıp Ankara’ya yerleşmiş, orada Bilgi Yayınevi’nin danışmanlığını üstlenmiştir. Ankara’da kaldığı dönemde ”Yaraya Tuz Basmak”, ”Sırtlan Payı” ve ”Fena Halde Leman” romanlarını yazmış, romanlarını yazmayı bitirdikten sonra tekrar İstanbul’a taşınmıştır. İstanbul’da yoğun olarak gazetecilik sektöründe görev almış; Gelişim Yayınları, Milliyet, Güneş, Meydan Gazetesi ve Cumhuriyet gibi gazetelerde seneler boyunca köşe yazısı yazdı. Bu dönemler içerisinde (yaklaşık 20 yıl) gazetecilikle birlikte senaryo yazarlığını da devam ettirip bir çok senaryo yazdı. Yazdığı senaryolardan diziye uyarlanan ”Kartallar Yüksek Uçar”, ”Yarın Artık Bugündür” ve ”Sekiz Sütuna Manşet” çok fazla izlenen diziler arasında yer aldı.

    Attila-İlhan-eserleri,

    Attila İlhan’ın roman anlayışı

    Attila İlhan’ın ilk romanı ”Sokaktaki Adam” olmuş, kendisiyle yapılan bir söyleşide bu romandan önce 10 roman daha yazdığını, ancak bu romanların hiç birini yayınlamadığını; yayınlamamasının sebebini de her yazarın ilk yazdığı romanlarda çoğunlukla kendini anlattığını ve burumun kitabı roman olmaktan çıkarıp bir günlük edasına soktuğunu düşündüğünü belirtmiştir. Romancılıkla uğraştığı dönemlerde diğer yazarlardan farklı olarak Türkiye’nin yakın tarihini, siyasi, sosyal ve ekonomik açılarla ele alan eserler yazmıştır. Romanlarında genel olarak şehir insanının yaşam tarzını romandaki kahramanların gözünden anlatıyor ve bu anlatımla yetinmeyip daha geniş kapsamlı olarak Batı kültürüyle Türkiye’nin yaşam tarzını anlatılarında sentezliyordu.

    Attila İlhan’ın eserleri

    Romanları : Sokaktaki Adam, Dersaadet’te Sabah Ezanları, Aynanın İçindekiler, Zenciler Birbirine Benzemez, Yaraya Tuz Basmak, Kurtlar Sofrası, Bıçağın Ucu, O Sarışın Kurt, O Karanlıkta Biz


    Şiirleri : Sisler Bulvarı, Yasak Sevişmek, Elde Var Hüzün, Tutkunun Günlüğü, Korkunun Krallığı, Bela Çiçeği, Duvar, Böyle Bir Sevmek, Yağmur Kaçağı, Ayrılık Sevdaya Dahil

    Denemeler : Hangi Sağ, Hangi Sol, Hangi Seks, Hangi Atatürk, Hangi Batı, Hangi Edebiyat, Hangi Küreselleşme
  • Bir kitabın sayfalarında, sokaklardaki duvar yazılarında bir şekilde karşılaştığım her yazının bir anlamı olduğunu düşünürüm.Bir şekilde karşıma çıkması tesadüf değildir.Bugünün yazısı; Hiçbir duyguyu reddetme, çünkü tüm o duygular seni oluşturur ve hepsi gereklidir. -Osho’dan :)