Duygu Dilek

Duygu Dilek
@duygudilek9517
Karısıyla çatışmalarının evin boğucu havasından kaynaklandığını kabul etmiyor, onların evliliğin doğmasından ileri geldiğini öne sürüyordu: Ancak tanrının sonsuz lütfuyla var olabilen saçma bir icat da evlilik. Birbirlerini yeni tanıyan, aralarında hiçbir akrabalık olmayan, yapıları başka, kültürleri başka, hatta cinsleri bile başka iki insanın birden birdenbire kendilerini birlikte yaşamaya, aynı yatakta yatmaya, belki de her biri başka başka yönlere gitmek üzere çizilmiş iki yazgıyı bölüşmeye mahkum bulmaları her türlü bilimsel düşünceye aykırıydı. “Evliliğin sorunu şu,” diyordu,” her gece seviştikten sonra sona erer, her sabah kahvaltıdan önce yeniden kurulması gerekir.”
Sayfa 267 - Dr. Juvenal Urbino
Reklam
Güven,düzen,mutluluk,huzur; alt alta yazılıp toplandığında aşka benzeyebilecek,hemen hemen aşk sayılabilecek duygular. Ama aşk değildi bunlar; bu kuşkular şaşkınlığını artıyordu; çünkü aşkın gerçekte yaşamak için ona en gerekli şey olduğundan kendisi de emin değildi.
Sayfa 261 - Fermina Daza
Hekimin, aşk arazının koleranınkiyle aynı olduğunu bir kez daha doğrulamasına yetti
Sayfa 86
Bir hüzünle uyandı. Sabah dostunun cesedi başında duyduğu hüzün değildi bu, öğle uykusundan sonra içini dolduran o görünmez sisti; son öğle sonralarını yaşamakta olduğunun Tanrısal bildirisi diye yorumluyordu bunu. Elli yaşına dek, iç organlarının büyüklüğü, ağırlığı, ne durumda olduklarının bilincine varmamıştı. Yavaş yavaş, günlük öğle uykusundan sonra gözleri kapalı yatarken, onları tek tek içinde duymaya başlamıştı; uykusuz yüreğinin biçimini, gizemli karaciğerini, anlaşılmaz pankreasını bile duyuyordu; en yaşlı kimselerin bile kendisinden daha genç olduklarını, kendi kuşağındaki kişilerle çektirdiği efsaneleşmiş grup resimlerinden en sona kalan biricik kişi olduğunu keşfetmişti. İlk unutkanlıklarının farkına vardığında, tıp okulundaki hocalarından birinden duyduğu bir çareye başvurdu: “ Belleği olmayan, kendine kağıttan bir bellek yapar.” ama bu kısa Ömürlü bir düş olmuştu, çünkü ceplerine soktuğu anımsatıcıların ne anlama geldiğini bile unutacak noktaya gelmişti; burnunun üstündeki gözlüğünü evin içinde dört dönerek arıyor, kapıları kilitledikten sonra anahtarı kilidin içinde ters yönde döndürüyor, uslamlamaların öncüllerini ya da kişiler arasındaki bağlantıları unuttuğu için okuduğu şeyin ucunu kaçırıyordu. Ama onu en çok kaygılandıran, kendi mantığını duyduğu güvensizlikti: yavaş yavaş, önüne geçilmez bir çöküş içinde doğru düşünme yeteneğini yitirdiğinin bilincine varıyordu.
Sayfa 61 - Dr. Juvenal Urbino