Tuğba

Konu her ne olursa olsun yirmi dakika kendini tam anlamıyla ona verdiğin zaman önemli sonuçlar elde ediyorsun. Yazar mı olmak istiyorsun? Şu veya bu şekilde sadece yirmi dakikanı ayır. Ama her gün. Kişi bu adımı atmaya başladığı zaman üst üste kazanıyor. Birleşik faiz gibi... Bu durum psikolojide de aynen mevcuttur. Yani kişi bu sürece üç birimlik bir enerji ile başlar ama mesela bir hafta sonra günde beş birimlik bir enerjiye kavuşur. Öbür hafta bir de bakmış ki on beş birim olmuş. Böylelikle yavaş yavaş nefes alışını değişir, çevreye bakışı ve algıları değişir. Dedim ya, umutsuzluk kısa sürede aşacağın bir konu değildir, bu tür müdahaleler gerekir.
Sayfa 70·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
birçoğumuzun hoşuna gitmeyecek ahahhancm
Toplum olarak biz herkesi tenkit etmeyi severiz, biliyorsun. Ekonomide, siyasette, sporda, hemen her konuda... Ama kendimize dönüp bakıyor muyuz? Örneğin evde üç aydır bozuk olan bir sifon vardır ve sürekli su akıtıyordur diyelim. Bunu gayet iyi bildiğimiz hâlde kalkıp onu tamir ettirmeyiz. Dahası insanımız bu basit hareketin Türkiye'nin geleceği ve ekonomisi ile ilişkisini henüz kurmuş değil. Çocuklarına bu şekilde örnek olmanın Türkiye'nin geleceğine ne kadar büyük zarar veren bir tavır olduğunun farkında değil. Bir anne babanın etki alanı içinde o tamirat... sonuç üretiyor. Sorun çözüyor. Yapmazsan sorun kalıyor. Aylarca da sürüyor. İşte sana mikrokozmos...
Sayfa 66·Kitabı okudu
Birinci soru şuydu; "Türkiye'nin toplumsal, bireysel, kültürel hayatına, ekonomisine baktığınız zaman nelerin aksadığını görüyorsunuz ve bunun sebepleri neler olabilir?" Bu soruya gelen yanıt ve yorumların sayısı on bini geçti. İnsanlar kendi hayatlarından, devlet yönetiminden, eğitimden örnek mücadeleler vererek meramlarını anlatmaya çalışmış. Bir ay sonra ikinci soruyu sordum; "Toplum olarak güçlü tarafımız nedir? Hayatta kalmamızı, toplum olarak ayakta kalmamızı sağlayan; geçmişimizden, kültürümüzden gelen güçlü yönlerimiz neler?" Bu soruya ise daha az sayıda, bin kadar yanıt geldi. İçlerinde de ilgi çekici bir alternatif yoktu. "Savaş halinde birlik oluruz, sıkıntılara karşı tek yumruk oluruz," gibi yanıtlardı çoğu. Böyle bir sonuçla karşılaştığımıza göre evet, toplumun önemli bir kesimi umutsuz...
Hayata dair genel bir yaklaşım olarak yaşam için en hayırlı olanın gerçekleşmesi için dua etmek de geliyor içimden. "Aklım yetmeyebilir ama hayırlısı olan neyse o olsun ve umarım ben de bu hayırlı olanı yapmaya fırsat bulurum," diyorum kendime. Ondan sonra da bir kendini teslim etme, meseleyi daha âli bir makama havale etme hâli var. Yani yüce bilince seslenerek, "Ben elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım, bundan sonra ne olacaksa kabulümdür," hâli. Demek ki hayata dair, "İlle de benim isteğim olacak!" diye bir ısrarım yok. Yani ille de bir sonuca bağlılığım yok. Ama süreci önemsiyorum.
Sayfa 62·Kitabı okudu
Dış tanıklığa bağlı korku kültüründeki sevgi anlayışı ile iç tanıklığa bağlı gelişim kültüründeki sevgi anlayışı farklıdır. İlkinde sevgi, davranışa dönük; sonuca, ürüne dönük; üstelik davranışın, sonucun ne olacağına bireyin kendisi değil, dışarıdaki bir otorite onun adına karar veriyor. "Mademki seni seviyorum," diyor; "Senin kendi iyiliğin için şu mesleğe girmen, şununla evlenmen, şu evde yaşaman lazım; merak etme ben seni yönlendiririm." Sürekli sana nasihat ediyor, ya takdir ediyor ya da azarlıyor. O sırada sen artık kendin olmaktan kopmuşsun, kaybolup gitmişsin; bunun farkında bile olmuyorsun. Gelişim odaklı sevgi kültüründe ise kendini bulmana, güçlenerek kendi yolculuğun içerisinde anlamlı, coşkulu ve güçlü bir hayat yaşamana önem veriliyor ve imkân sağlanıyor.