Kaynama noktasına gelmeden önce suyun üstünde oluşan kabarcıklar gibi bu fikirler de bir anda aklına geliveriyor insanın. Doksanıncı kata gelince her düşünce ilahi bir kudrete bürünüyor.
Bildiğin bütün doğrular çözülüyor.
Sıradan olan her şey, güçlü bir metafora dönüşüyor. Her şeyin daha derin anlamları, pat diye insanın karşısında beliriyor.
Ve her şey çok mühim oluveriyor.
Çok derin.
Son derece gerçek.
Siyanürden kararmış bu bedenler son birlikteliklerinde sıralar halinde yan yana alıo öylece yatmaktaydı. Bu insanlar, kendilerine doğru gelmekte olan şeyle karşılaşmaktansa ölmeyi tercih etmişlerdi.
Bu çocuklar on yedisine basınca Creedish yöneticileri tarafından dış dünyada bulunan işlere yerleştiriliyorlardı. Bunlar kol işçiliği veya ev hizmetçiliği gibi işlerdi ve gündelik ücretle çalışıyorlardı. Geçici olan bu işler yıllarca sürebiliyordu.
Kilise parayı cebine atıyordu ve dış dünya, boğaz tokluğuna ölümüne kadar çalışırlarsa bir ruh kazanabileceklerine inanarak yetiştirilmiş, hizmetçilik, bahçıvanlık, bulaşıkçılık ve boyacılık yapan bir ordu dolusu dürüst, küçük Hristiyanla doluydu.