Bizzat yetenekleri için işe alınan ve el üstünde tutulan becerikli insanlar yavaş yavaş performansın boyunduruğunda gönüllü mahpuslara dönüşüyorlar. Meslek hayatının keşfetme, düşünme, yazma tutkusuyla başlayıp ansiklopedik usanca vardığı üniversitede bu durum açıkça görülür. Zaman baskısına alınan kişi belli bir süre sonunda kendisini "aldatılmış" hisseder. Gücünü sergileyeceği yerde sönüp gitmiştir. Kendisini tam anlamıyla tüketmiştir.
Bakışlarında sükûnun zehri, bekleyeceksin.
Türlü acılar şekillenecek yine içinde,
Kapayacak pişman bir el kapısını ömrünün;
Hatırlayacaksın beni gözlerin yaşla dolu,
Anlamıyorum dilinden artık
Geceyi saran güzelliğinin;
İçim kör bir kuyu gibi derin,
Bir şey beklemiyor benden artık.
Susmak istiyorum, susmak bugün.
Susmak.. Hiçbir üzüntü duymadan.
Ne kâğıt yeter ne kalem,
Mesut sanmam için kendimi.
Bunların hepsi... hepsi fasa fiso.
Ne takayım, ne tekneyim.
Öyle bir yerde olmalıyım,
Öyle bir yerde olmalıyım ki,
Ne karpuz kabuğu gibi,
Ne ışık, ne sis, ne buğu gibi...
İnsan gibi.