Hintlilerin çoğu Sadhu değildir. Dünyevi kaygıların bataklığına batmış durumdadırlar ve Atman onlara yardım edemez. Hindular gündelik sorunlarına yardımcı olması için kısmi güçleri olan tanrılardan medet umarlar. Güçleri kısmi olduğu için Ganesha, Kashmi ve Saraswati gibi tanrıların ise çıkarları ve önyargıları vardır. İnsanlar bu kısmi güçlerle anlaşmalar yaparak savaşları kazanmak veya hastalıklardan kurtulmak için onların yardımına güvenirler. Her şeye yeten bir gücü küçük parçalara bölünce hâliyle çok sayıda tanrı ortaya çıkar.
Çoktanrıcılığın içgörüsü dinsel hoşgörüye yol açan bir niteliğe sahiptir. Çoktanrıcılar bir yandan üstün ve tamamen bağımsız bir güce, öte yandan da kısmi ve taraflı güçlere inandıklarından, bir tanrıya inananların diğer tanrıların varlığına inanmasında bir sıkıntı yoktur. Çoktanrıcılık içkin olarak açık fikirlidir ve "kafirler"le "gavur"lara nadiren saldırır.
Çoktanrıcılar devasa imparatorlukları fethettiklerinde bile toplumları kendi dinlerine döndürmeye çalışmadılar. Mısırlılar, Romalılar ve Aztekler yabancı topraklara misyonerler göndererek insanları Osiris, Jüpiter veya Huitzilopochtli'ye (Aztek tanrısı) inanmaya zorlamamışlardı. Hiçbir toplumdan kendi tanrı ve ritüelerini terk etmesi beklenmiyordu, çünkü bu tanrı ve ritüellerin imparatorluğa meşruiyet kazandırdığı düşünülüyordu. Aztek İmparatorluğu'nda tebaa halklar Huitzilopochtli için tapınaklar yapmak zorundaydı, ama bu tapınaklar yerel tanrılar için yapılmış tapınakların yerine değil, onların yanına yapılıyordu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puta Tapmanın Faydaları
İki bin yıl önce tektanrıcılığın zoraki dayatmaları, pek çok Batılının çoktanrıcılığı cahil ve çocukça bir puta tapınma olarak görmesine neden oldu. Bu çok haksız bir yaftalamadır, çünkü çoktanrıcılığın kendi mantığını anlamak için pek çok tanrıya olan inancı destekleyen temel fikri kavramak şarttır.
Çoktanrıcılık tek bir gücün veya tüm evreni yöneten tek bir yasanın varlığını yok saymaz; hatta çoğu çoktanrılı ve animist din tüm farklı tanrıların, iblislerin ve kutsal kayaların arkasındaki üstün gücün varlığını tanır. Klasik Yunan politeizminde Zeus, Hera, Apollo ve diğer tanrılar kadiri mutlak ve her şeyi kapsayan bir güce tabidir: Kader (Moira, Ananke). İskandinav tanrılar da kaderin esiriydi ve bu onları Ragnarök'ün (Tanrıların alacakaranlığı) afetinde helak olmaya mahkum etmişti. Batı Afrika'nın çoktanrılı dini olan Yoruba'da tüm tanrılar üstün tanrı Olodumare'den doğmuştur ve ona tabidir. Hindu çoktanrıcılığında Atman tüm tanrıları, ruhları, insanlığı, ayrıca fiziksel ve biyolojik dünyayı kontrol eder, tüm evrenin, her bireyin ve her olayın ruhu ve ebedi özüdür.
Çoktanrıcılığın, tektanrıcılıktan farklı olan temel içgörüsü dünyayı yöneten üstün gücün çıkarları ve önyargıları olmaması, dolayısıyla da insanların dünyevi istekleri, kaygıları ve endişelerinden muaf olmasıdır. Bu tür bir gücü savaşta galibiyet, sağlık veya yağmur için talep etmeye gerek yoktur; her şeyi kapsayan niteliğinden dolayı savaşı hangi krallığın kazanmasının, herhangi bir şehrin büyüyüp gelişmesi veya yok olmasının, birinin iyileşmesi veya ölmesinin arasında bir fark yoktur. Yunanlar Kader için bir şey kurban etmezlerdi, Hintliler de Atman için tapınak inşa etmediler.
Evrenin bu üstün güçlerinden istekte bulunmanın tek gerekçesi, tüm arzulardan vazgeçip iyinin yanında
Günümüzün Yahudileri, Ermenileri ve Gürcüleri eski Ortadoğu halklarının kendi çocukları oldukları konusunda belirli bir temeli olan iddialar öne sürebiliyorlar, ama bunlar da aslında genel durumun doğruluğunu kanıtlayan istisnalar, üstelik bu iddialar bile abartılıdır. Modern Yahudilerin siyasi, ekonomik ve toplumsal pratiklerinin eski Judea krallığından ziyade geçtiğimiz iki bin yıl boyunca emrinde yaşadıkları imparatorluklardan etkilenmiş olması, ayrıca belirtilmesi gerekmeyecek kadar açık bir durumdur. Eğer Kral Davut bugün Kudüs'te aşırı tutucu bir sinagoga gitmeye kalksaydı insanların Doğu Avrupa kıyafetleri giymesine, bir Alman lehçesi konuşmasına (Yiddiş) ve bir Babil metni (Zebur) hakkında sonu gelmez tartışmalar yapmasına şaşkınlık içinde bakakalırdı. Eski Judea'da ne sinagog, ne Zebur, ne de Tevrat vardı.