düne kadar sadece hissederek yaşardın. bir önceki günün hissini anımsayarak benzer bir şey hissetmek üzere alesta bekler, önceki zamanlardaki hislerinin hatırasıyla kendinin karbon kopyası olurdun. saptırılmış bir hafızayla yaşamanın en karanlık yanı her gün ölü uyandığını anlayamamandı sanırım. şimdi bakıyorum da ağlayamıyorsun bile. bilmediğin bir gözyaşı dökmeye direniyorsun. yaşamak hissetmektir... parlak bir düşünce tabii. kalabalıklara nüfuz etmek için yeterince özlü, yeterince hafif. hisler düşünceyi tetiklemediğinde hissedilmiş olanı hissetmekten başka elden bir şey gelmiyor. yarın ölü uyanmayacak olsan da, ertesi gün, daha ertesi gün, şu anki hissinin yarattığı yıkıcı karanlığa alışarak yeniden ölgünleşeceksin. tam da böyle bir ihtimal varken güzel gözlüm, şu anki varlığının cesedi olmaya birkaç gün kala yalvarıyorum ağla. acıyı hissederken bilincini uyandıran o düşünce anını bari şimdi bırakma.
“hız uyuşturuyor. artık her yerde ve hiçbir yerdeyiz. aslında bütün varlığımızla bir yerde değiliz, parça parça orada ve buradayız. anlaşmak için zaman gerekir, zaman ve mekân. konuşmanın yanında susmak da gerekir, birbirinin söylediğine dikkat kesilebilmek, kalbini dostunun kalbine yaklaştırmak gerekir.”