Onlar vadilerdeki, anlamını kavrayamadıkları sesleri yankılayan ıssız mağaralar gibidir. Tanrı'nın yarattıkları için koyduğu yasanın ne olduğunu ve gerçek dinin anlamını bilmezler, anlamazlar, insanın ne zaman suçlu, ne zaman masum olduğunu ayırt edemezler. Dahası, zayıf gözleri görünüşe bakmakla yetinir, bu yüzden saklı olanı göremezler. Cehaletle yargılar, körlükle hükmederler, suçluyla masumu, namusluyla namussuzu birbirine karıştırırlar.
Yargılayana da, mahkûm edene de lanet olsun...
Sevdiğim o kadın, kalbimin taneleriyle beslediğim, gözlerimin ışığıyla su verdiğim, kafesi göğsüm, yuvası kalbim olan o güzel kuş, dikenlerle, kurtçuklarka beslendiği, susuzluğunu acının zehriyle yatıştırdığı, dikenli çalılıklardan bir başka kafese uçtu gitti.