Aslında, özünde iyi bir adamdı; arkadaşlarıyla iyi geçinir, yardımlaşmayı severdi. Ancak aldığı terfi onun başını döndürmüştü. Terfi eder etmez adama bir şeyler olmuştu; kafası karışmış, dengesi bozulmuş, nasıl davranacağını hepten şaşırmıştı.
İşte, Kutsal Rusyamız taklitçilik hastalığına bu derece kapılmış durumda; herkes amirlerine özeniyor, herkes birbirine amirlik taslıyor. Bakın, şöyle bir olay duydum geçenlerde; bir kalem memuru küçük bir daireye kalem şefi olarak atanmış; atanır atanmaz da kendisine özel bir oda hazırlatmış, kapısına ‘bölüm şefi’ diye tabela astırmış, girişe de kırmızı yakalı, kravatlı bir odacı konuşlandırmış. Adamcağız eli kapının kolunda ‘hazır ol’da bekleyip, içeri gireceklere kapıyı açıyormuş; işin komik yanı, bu ‘şef odası’ normal boyutlarda bir yazı masasının bile güçbela sığdığı, ufacık bir odaymış.
Bir Rus için, birbirinden hoş düşüncelerin herhangi bir çaba sarf etmeden; insana, arkalarından koşma zahmeti vermeden, kendiliğinden zihnine üşüşmesinden daha iyi bir şey yoktur.