Evet, kaygı inanılmaz derecede yaygın bir his. Sandığımızdan çok daha yaygın. Telepatinin bana ilk öğrettiği şeylerden biri buydu. Yalnızlıkla birlikte, çoğumuzun zihni, kirlenmiş bir havanın, bizi şimdiki andan uzaklaştıran, hem geçmişin hem de geleceğin içinde tutsak eden bir pusun içinde yaşıyor.
Her şeyin basit olmasını isteyerek kendimizi hapsediyor olabiliriz, cidden öyle, çünkü hayatın nasıl olabileceğine değil nasıl olmasını istediğimize odaklanarak kendimizi bir cenderenin içine sokmuş oluyoruz. Kendimizi kapatıyoruz. Bir çok olasılığı dışarıda bırakıyoruz.
Aşkın nadir bulunan bir şey olduğu söylenir. Ben bundan çok emin değilim. Esas nadir bulunan, aşktan daha çok arzuladığımız bir şeydir. Anlaşılmak. Eğer anlaşılmıyorsak, sevilmenin de bir anlamı kalmıyor. Böyle insanlar kendi zihinlerinde yarattıkları, sen olduğunu zannettikleri bir fikre aşık oluyorlar. Onlar aşka aşık. Kendi aşık hallerine. Ama anlaşılmak. Yalnızca o değil, anlaşılmak ve anlaşıldıktan sonra kabul edilmek. Mühim olan bu.