Dünyada bir tek insana inanmıştım. O kadar inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı. Ona kızgın değildim. Ona kızmama, darılmama, onun aleyhinde düşünmeme imkan olmadığını hissediyordum. Ama bir kere kırılmıştım. Hayatta en güvendiğim insana duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi.
Ayrıca senin pek tatlı, seyrek görülen, sessiz, memnun, evet diyen bir başka gülümseyişin de var ki, gülümsediğin kimseyi mutluluğa gömebiliyor. Çocukluğumda doğrudan bana böyle bir gülümsemenin nasip olduğunu anımsamıyorum, ama olmuştur belki; çünkü henüz bana masum bir gözle bakarak büyük umutlar bağladığın o vakitler, böyle bir gülümsemeyi ne diye esirgeyecektin benden. Hem bu gibi güler yüzlü izlenimler, sürüp giden zaman boyutunda ruhumdaki suçluluk bilincini büyütmekten ve dünyayı benim için daha anlaşılmaz kılmaktan başka işe yaramadı.