Emre Güneş

Emre Güneş
@e_gunes0
Okur, Ama Daha Çok Yazar. Ruhunda ki Acılar, Geçmişin İzidir. Her Yara Acıtır, Ama Her Yara Hatırlanmaz.
Geriye mi Dönmek, Deliye mi Dönmek ?
Balkondayım Şimdi, Müzeyyen Abla Var Sigara Var Çay Var. Annemin Meşhur Saksılarını Artık İzmaritler İçin Mezarlığa Çevirdim. Ona Can Veren Şeyler Benim Canımı Alıyor. Gözyaşlarımla Suluyor, Acılarımla Besliyorum. Baba Ocağından Gittiğim Günden Beri Kaybettim, Kendimi de Benliğimi de. Ne Zaman Bir Kuytu Köşe Bulsam, Hemen Babamı Düşünür Ağlarım. Sonra Babasız Kalışıma Ağlarım, Lakin; En Çok Baba Ocağından Çıktığım Güne Ağlarım. Dönmek, Geriye Yada Eskiye. Sen Dönsen Bile Hiç Bir Şey Değil Eskisi Gibi. Odamda ki Ayna Bile Yalancı, Bir Balkonun Manzarası Aynı. Baktığım Yer de Hep Sen Varsın da Ondan.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Canım
Canım hiç istemiyor iskeleye gitmeyi. Evvel ki gün hiç iyi şeyler duymadım. İftira attıklarını, küfür ettiklerini duydum. Güyâ beni görmüşler şiir yazarken, Aşk ilanı ediyormuşum da, acı çekiyormuşum. Geç bunları anam babam, geç! Ben ne şiir yazarım ulu orta, Ne ilan-ı aşk ederim. Acı çekersem eğer, kan gövdeyi götürür. Ne onlar beni, ne de ben onları görürüm.
Edebiyat
G Ü N E Ş
Sakallarını uzatmaya başladı adam, sonra bir kadın geliverdi. Sessizce falan değil, yaktı yıktı ortalığı. Gerçek sahibin kim olduğunu bağırırcasına, Susturdu sonra herkesi. Kimse onun ismini aklından bile geçiremiyordu. Sevda duvarı örüyordu sevdiği yerlere, bazen kendisi bile giremezdi. İçerden açılırdı o kapı, boyu yetmezdi açmaya. Boyu yetmezdi lakin, yaşantısı fazla fazla gelirdi. Bir yük olurdu içine, sessizce taşırdı. Aynada kendisine bakmaya korkardı. Güzel olduğunu benden duymak isterdi. Her sabah çok güzelsin derdim. Ancak o zaman doğardı Güneş'i.
Sultan
Zaman o kadar hızlı geçiyordu ki, daha dün bu sofrada beraber akşam yemeği yemiştik. Şiir'lere kendisini konuk ettiriyor. Bir şiirden bir şiire çok şey yaşamak gerekiyordu. Onu o halde görseniz çok şaşırır bir de korkardınız, kendisini çıkmaz şiirlere bıraktırıyordu. Satır başlarından bırakıyordu ipeksi bedenini, dokunmak, öpmek, hatta sevişmek yasaktı. İlanı aşk etmek serbest, özgürce sevmek yasaktı. Ruhuna iyi gelebilirdi fakat, onu ruhunla besleyemezdin. İçinde yaşamak isterdin, her cümleye büyük harf ister. Basma eteğinden süzülürdü kelimeler. Saçlarının kıyısında kaç gemi yaktım. Düşmedim asla ona, dizlerim hiç yara almadı. Kanatlarım uçmaktan yorulmadı, bir dudak kenarında buldum kendimi, Fakat; dudağında asılı kalmak, ruhani alemlere götürürdü. Sevseniz Tanırdınız, Tanısanız Sevemezdiniz.
Edebiyat
Sarhoş Bir Aşık 2
Emre Güneş Gemiden inenler arasında bir de kaptan vardı, gecenin karanlığında beyaz üniforması gayet net görünüyor, adeta ay gibi parlıyordu. Milena yerinde zıplıyor, sakin kalmayı beceremiyordu. Güzel olduğu kadarda saf bir kadındı. Zoran olayı anlamıştı bile çoktan, hafif bir gülümseme ile sırtında ki çuvalları taşımaya devam etti. Kaptan, Milenanın yanına doğru hızlı adımlarla yürüdü ve Milenaya sarıldı. İkisi beraber liman'ın çıkışına doğru el el'e yürüdüler zaten biraz sonra da gözden kayboldular. Saat gece yarısını çoktan geçmiş, ufuk çizgisi beliriyordu. Zoran yanında ki hamallarla birlikte, yedinci at arabasını yüklemeye devam ediyor fakat yorulduğunu gizleyemiyordu. Soluklanmak için kenarda duran testinin yanına oturdu. Testiden bir kap su alıp önce suyu içti. Ardında avcuna biraz su alıp yüzüne çaldı. Zoran'ın aklı hala milenada idi. Kimseye belli etmiyor. Hatta kendinden bile saklamaya çalışıyordu. Fakat aklında ki düşünceler onu ele veriyordu. Biraz soluklanıp nefes aldıktan sonra tekrar işinin başına döndü. Saat sabah'a karşı güneş ufukta kendini belli etmeye başlamış, sabahın o turuncu rengi gökyüzünde kendine yer edinmişti. Zoran ve yanındakiler ile son at arabasını taşıyorlardı. Zoran mutluydu çünkü düşündüğünden erken bitiyordu. Ve epey de bir yorulmuştu. Son arabayı yükledikten sonra da, Limanın köşesinde bekleyen, bıyıklı şişman lacivert takım elbise, beyaz gömlek giymiş komisyoncudan parasını alıp, mahallenin yolunu tuttu. Limana giden bozuk yolda Usul usul mahalleye döndüğü esnada limanın biraz ilerisinde ki ahşap otel'in önünde bir kadın gördü. Otel'in kapısının önünde dizlerinin üzerine çökmüş ağlıyordu. Saat sabah altıydı neredeyse. Üzerinde bilekten basma bir etek ve beyaz bir hırka vardı. Zoran uykulu ve yorgun gözleri ile uzaktan tanımaya
Alıntı