Unutmayın,
sizler, bizler, tek kanatlı melekleriz; ancak birbirimizi sevgiyle
kucaklayarak iki kanat edinir, uçabiliriz. Lakin dikkat edin
kanatlar vardır, Ankaları Kaf dağlarına götürür; kanatlar vardır,
kuzgunları leşe kondurur.
''Hz. İbrahim, misafiri olmadığı hiçbir gün sofraya oturmazdı. O
ikram eder; ikramı bereketlenirdi. Türkçede 'Halil İbrahim bereketi'
veya 'Halil İbrahim sofrası· gibi deyimler hep onun sünnetine
atıfta bulunur: Yine bir gün sofrasına bir misafir bulmuş, önüne
yiyecekleri koyup, 'Buyur; Allah adını anarak başlayıp ye!' demişti.
Misafiri Allaha inanmıyordu; teklifini reddetti: "Hayır; bunu yapmayacağım,
çünkü senin Allah'ına inanmıyorum." İbrahim üzüldü;
yemesi için Allah ·ın adını anmasını şart koştu. Misafir inat etti
ve sofraya elini sürmeden kalktı. O gece Allah İbrahim 'e rüyasında
şöyle buyurdu: 'Ey İbrahim! Ben Benim adımı anmayan, hatta
Beni inkar eden bütün kullarıma her gün rızıklarını veriyorum,
hiçbir gün nimetimi eksiltmiyorum da sen Benim adımı anmayan
birine bir kere olsun tahammül edemedin ve rızkını kestin ha?"
"İbrahim 'in babası Azer; oğlunun hidayet teklifi karşısında kör;
sağır; hissiz ve duyarsızdır. Oğluna alaycı şekilde soruyor: 'Bu
putlardan başka bir ilah mı diyorsun? Adı da Allah ha? O halde
yalvar Allah 'ına da şu benim yaptığım putları konuştursun bakalım!'
Hz. İbrahim mübarek ellerini kaldırıp yalvarıyor ve İlahi
mucize tecelli ediyor; Azer'in yonttuğu bütün putlar dile gelmiş
haykırıyor: 'La İlahe illa 'Allah, İbrahim Halilullah!' Azer; o nasipsiz
zavallı, cevap olarak bula bula şu sözleri söylüyor: 'Oğlum! Benim
yontuculuk sanatıma herkes saygı duyar; elimi öper. Görüyorum
ki sihirbazlık sanatıyla sen beni geçtin, ver elini öpeyim!"