Imam Gazali’ye göre burada en faziletli davranış, midenin ağırlığını hissetmeyecek ve açlığın elemini duymayacak derecede yemektir. Öyle bir derecede yemelidir ki karnını unutmalıdır ve açlık kendisine asla tesir etmemelidir. Çünkü yemenin gayesi; hayatı devam ettirmek ve ibadet için kuvvet temin etmektir. Midenin ağırlığı ise insanı ibadetten men eder. İmam Gazali (ks), İhyâu Ulûmi’d-din isimli eserinde bu konuya şöyle devam etmiştir: “Açlık ve tokluğunu hissetmediği zaman insanoğlu icin ibadet ve düşünce kolaylaşır. Nefsi hafifleşir. Nefsin hafiflemesiyle birlikte çalışma azmi de artar. Fakat bu durum ancak tabiatın normale dönmesinden sonra mümkün olur. İşin başlangıcında , yani nefsin huysuz ve şehvet aşığı olduğu, ifrata meylettiği zamanda itidal (normallik) fayda vermez. Bu durumda nefsi şiddetli bir şekilde açlıkla terbiye etmek gerekir. Nitekim eğitilmemiş huysuz bir hayvanı normale döndürebilmek için aç bırakmak, vurmak ve benzeri hareketlerle mübalağalı bir şekilde uğraşmak gerekir. Hayvancağız uysallaşır ve normale döndüğünde artık cezalandırılması ve aç bırakılması gerekmez. Oburluk, şehvet, huysuzluk ve ibadetten kaçınma gibi hallerde en uygun olanı nefsi aç bırakmaktır . Açlık, nefsin bütün bu hallerinde kendisini gösterir ve elemini hissettirir. Maksat, normale dönünceye kadar nefsi kırmaktır. Nefsi normale döndükten sonra kişi de gıdasında normale döner.” Demek ki kişi, yemenin adab ve sünnetlerine riayet etmeyince, yediğinden sevaplar kazanmak bir yana dursun, nefsi azgınlaşacak ve terbiyesi zorlaşacaktır.