İman ve Allah’ı tanımak için insanın;
1. Kendi iç alemine eğilmesi,
2. Bir de kendi dışındaki tüm varlıklar üzerinde düşünmesi gerekir. Bu iki çeşit tefekkür birbirini tamamlar. İnsan, kendi varlığı üzerindeki tefekkürü ile, vücudu üzerindeki manevi duygu ve yeteneklerle ilahi sanatları anlamayı başarır. Bu varlıklarını yerinde kullanmayı öğrenir. Kendini yönlendirme gücünü kazanır. Varlıkların tefekküründe ise, Allah’ın isimlerini, özelliklerini tanır.
Kainattaki bütün varlıkların üzerinde, Allah’ın isimlerinden bir kısmı tecelli etmiştir. Genel olarak cansız varlıklarda Allah’ın kudret tecellilerinden birini aramalı, canlılarda ise önce rahmet tecellilerine bakmalıdır. Tefekkür, yalnız insanın başarabileceği bir olgudur. Allah akılla donattığı insana, böyle eşsiz yetenekler bahşetmiştir. Kainattaki en küçük varlıkta öylesine eşsiz programlama ve güzellikler vardır ki, bunu görebilmek, anlayabilmek ancak tefekkürle olur. Hiçbir şeyin yaradılışı sebepsiz değildir. Düşünen insan için, dünyadaki bütün canlıların düzenli bir şekilde nasıl beslenebildiklerini araştırmak, nasıl bir dengenin kurulduğunu kavramak, büyük bir düzen içinde çoğalıp, öldüklerini izlemek ve bu olaylardan ibretlenmek hiç de zor olmasa gerekir. Yediğimiz her lokma, içtiğimiz su, aldığımız her nefes içindeki hava, bizim için takdir edilerek hazırlanmış ve üzerine kader kalemiyle adımız yazılarak adresimize gönderilmiştir. Parmak izlerimiz ve hücrelerimizdeki genetik kodlarımız nasıl bize aitse, rızk olarak payımıza düşen her şey de takdir ve ihsan edilmiş nimettir.
Özetle, Allah’ı tanımada imanla ve ilimle tefekkür ederek şükretmeyi bilmeliyiz