"Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte...İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık.İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini, birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine. Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken duvarlara dalıp dalıp gitmesi. Türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık.Ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde kendi sesiyle silinmek. Birdenbire büyümesi, gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun. İnsanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi. Bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde. Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin. Parmaklarını sözüne pınar edememek. Uzaklarda bir adamın üşümesi, bir kadın dağlara daldıkça. "
"En yakınımdan en uzağıma, hastalıklı korkularını, kurumuş isteklerini, ellerine yüzlerine bulaştırdıkları beceriksizliklerini bir erdem gibi büyük bir ustalıkla dört yanıma ören insanlar, sonunda körelmiş bir akılla, gövdeme kara taşların soğukluğunu ve sağırlığını kazandırmayı başarmışlardı. Herkesin, başkasına biçim vermek, kendilerine uymayan yanlarını düzeltmek ve ortalamanın kalıplarına oturtmak için yedeğinde taşıdığı, ahlaksızlığın ahlakı olarak nitelenebilecek, iki yüzlülükten ve ihanetten bir kalıbı vardı. "