"Fırtınalar, sis, kar, ara sıra canını sıkacaktır. O zaman, senden önce aynı şeylerle karşılaşanları düşün ve kendi kendine: 'Başkalarının başardığını, ben de her zaman başarabilirim,' de."
Bizden eski olanlarla lokantada karşılaşıyorduk. Suratları asık olduğundan, yanlarına pek sokulmazdık. Bize pek yüksekten öğüt verirlerdi, içlerinden biri, Alicante'den ya da Kazablanka'dan döndüğü zaman, yağmurdan ıslanmış meşin ceketiyle aramıza katılınca, bir arkadaş, çekine çekine yolculuğuyla ilgili sorular sorardı. Verdiği kısa yanıtlardan, fırtınalı günlerde bulutlar arasından birden çıkıveren tuzaklarla, kocaman ağaçlan kökünden söküp atacak kadar güçlü hava anaforlanyla dolu bir masal dünyası kurardık. Kara ejderhalar, vadinin girişinde bekler, şimşek demetleri tepelerin zirvelerini süslerdi. Bizden eski olanlar, bilgileriyle saygımızı kazanırlardı. Ama kimi zaman, içlerinden biri, bir daha geri dönmeyince, sonsuza dek saygımızı kazanırdı.