Hacı efendiyi sonradan çok takdir ettim. Kendisi için bir tekkede rahatça oturup vakit geçirmek pek kolay olduğu halde çalışkanlığı tercih etmişti. Hem derviş, hem şeyh, hem saraç kalfası idi.
Ahlakına dair birkaç söz söyleyeyim:
Terbiyeli bir İslâm ailesi içinde yetişmiş, güzel yaradılışlı bir adamın kalbi, hisleri nasıl olur? Babamın kalbi, hisleri de öyledir.
Kimseye fenalık etmemiştir, fakat pek çok kimselere iyilik etmiştir. Doğruluk, mertlik, kendisine babası Ahmet Ağa'dan miras kalmıştır.
Biraz hiddetli görünür, lakin boş yere hiddet etmez. Gazabını tahrik eden hususlar mutlaka İslâmî terbiyeye, insaniyete yakışmayacak şeylerdir.
Yüreği aile muhabbetiyle dolu olmakla beraber hiçbir vakit şımartıcı muamelede bulunmadığından hane halkı heybetinin tesiri altında bulunur, bu tesir dövüp sövmek gibi bazı sebepler ile hasıl olmamıştır, kendisinin hâlinden tabiî bir surette vücuda gelmiştir.
Dünyada kimseye muhtaç olmamak kadar bahtiyarlık olamayacağına kani olduğundan işleriyle meşgul olmayı pek sever.