İçimden bir öfke yükseliyordu. Kendi kendime, ilk seferinde kader bizi birleştirir, diyerek kendi yolumuza gitmiştik, diyordum. Savaş zamanıydı, illegal yaşıyorduk, başka türlü yapamazdık. Bugün mucize kabilinden birbirimize kavuştuk, gelgelelim bir kere daha kadere güvenerek ayrılıyoruz.
Ya kader yüzümüze gülmezse? Ya onu bir daha göremezsem? Onun öyle gitmesine seyirci kalmak akılsızlık değil miydi? Alt tarafı bir tokalaşmıştık ve sonra hayatım, mutluluğum, belki de geri dönmemek üzere uzaklaşmıştı. Ve ben de durup sakin sakin bakmıştım!
"Hem bir misafirhanedir. Öyle ise onu yapan Mihmandar-ı Kerim'in izni dairesinde ye, iç, şükret; kanunu dairesinde işle, hareket et. Sonra arkana bakma, çık, git; herzekârâne fuzuli bir surette karışma. Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle manasız uğraşma ve geçici işlerine bağlanıp boğulma," gibi zâhir hakikatlerle dünyanın iç yüzündeki esrarı gösterip dünyadan müfarakatı gayet hafifleştirir, belki hüşyar olanlara sevdirir ve rahmetinin her şeyde ve her şe'ninde bir izi bulunduğunu gösterir.