“Demek ki hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi.Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı?Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat,daha makul değil miydi?”
“Bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum.Bu nefret filan değil…İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile…Sadece bir yalnızlık ihtiyacı.Öyle günlerim oluyor ki, etrafımda küçük bir hareket, en hafif bir ses istemiyorum.Taşıp dökülecek kadar kendi kendimi doyurduğumu hissediyorum.”
“Umumiyetle para enteresan bir şeydir zaten.Çok kere cebimden bir lira alır, önüme koyarak onu saatlerce seyrederim.Hiçbir fevkaladeliği yok. Birtakım hünerli çizgiler, tıpkı mekteplerdeki resmi hatti vazifeleri gibi.Belki biraz daha ince ve karışık…Sonra bir resim.Birkaç satır muhtasar yazı ve bir iki imza… Üzerine biraz fazla eğilince insanın burnuna ağır bir yağ ve kir kokusu da vurur. Fakat ne muazzam şeydir bu kirli kağıt azizim, bir düşün!”