Günlük dilde sıkça kullandığımız adâlet, sanıldığı gibi kavga eden iki kişiyi ayırmak ve haksız olanı cezalandırmak değildir; tersine adâlet toplumun ürettiği dinî, siyasî ve ticarî artı-değeri elinde tutan hâkim çevrelere, kişilere karşı toplumu korumaktır. Bu koruma, her şeye ve her kişiye yerini vermek demektir. Nitekim adâlet bir şeyi doğal yerine koymak, zulüm ise bir şeyi doğal yerinden etmektir.
Ülkemizde milletimize uşak olmayı öğretene aydın denir; bunun bir üst makamında da uluslararası şöhrete sahip, Türk bilgini olmayı becerememiş bilim adamları/kadınları yer alırlar.
Paylaşımın yol açtığı çatışmayı belirli bir ahenkte tutmak için siyasî, ilmî ve ticari çıkara sahip bireylerin örgütlenmelerine ve paylaşım için yarışmalarına izin veren sistem günümüzde demokrasi adıyla bilinmektedir.
Başka bir deyişle sorumluluk ( vazife) sorgulayan ( muhakkık) içindir. Her sorumluluk hisseden kişi de seçenek arar. Seçenek arayan kişi ise bilgisine (nazar) göre eyler (amel); sonucu adâlettir, erdemdir.