Sabahleyin bir. Yahudi gazetesini okuyup da onda kendisinin iftiraya uğramadığını gören kimse bir gün önceki yirmi dört saatinin boşa gitmiş olduğunu anlamalıdır. Çünkü vaktini iyi kullanmış olsaydı Yahudi peşini bırakmayacak, onu kötüleyecek, kirletecek ve iftira edecekti.
Topluluk, ancak bir tarafa çekilmiş ya da ters yöne yöneltilmiş bir gücün ortaya çıkması lehinde tepki gösterir. Hiçbir zaman topluluk iki yön arasında tereddüt içinde kalmış yarım önlemler tarafına katılmaz. Topluluğun duyguları üzerinde etki uyandıracak bir şey yapmak bu duygunun fevkalâde bir şekilde istikrarlı olmasını gerekli görür. İnançları sarsmak ilmi sarsmaktan çok daha zordur. Aşk, takdir ve saygıya oranla çok daha az değişebilir. Kin, sevmekten çok daha fazla kalıcıdır. Dünyadaki bütün büyük düşünceleri harekete geçiren kuvvet, halkı ele geçiren ilmi fikrim yayılması ile değil halk topluluklarını çılgınca çoşturan ve ona can veren inançta ve gerçek istekte saklanmış bulunuyordu.
Bu sebeple bir programı hazırlayan kimse, mutlak gerçeğe dayanak arayacağına o anda uygun olup olmaması durumuna önem verirse icraatı insanlığın kültür yıldızı olmaktan çıkıp örneklerine sıkça rastlanan sıradan bir reçeteden farkı olmayacaktır.
Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana - sözün kısası, şimdikine öyle yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez sadece, "daha" sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırabileceğini iddia ederdi.