Elê

Elê
@eboraan
136 okur puanı
Ocak 2020 tarihinde katıldı
Reklam
Acılarımızın uykuya ihtiyacı var...
Nam-ı diğer Apê Musa olan Musa Anter, Nusaybin'de bir köy olan Zivingê(Eski Mağara)de doğdu. Nüfustaki ilk doğum yılı 1924 olarak kayıtlıydı. Ancak ilkokula yazılabilmek için yaşı büyütüldü ve 1920 yapıldı. 1917 ile 1920 yılı arasında doğduğu bilinse de, 1920 yılı onu doğum yılı olarak kabul edilir. Hangi yıl olursa olsun bunun bir önemi yok ve olmayacaktı da. Çünkü bu güzel insan "Bedîrxanî"lerden sonra, yani Mîr Celadet, Kamiran Alî Bedîrxan'lardan sonra Kürt medyasının ikinci kuşağının en önemli ve hatta tek temsilcisi olacaktı. Köyün ismi olan Ziving kürtçe bir kelimedir, türkçede "mesken, kışlak" anlamına gelir. Köy kuraklığıyla bilindiği, kış ayları da mesken edinildiği için bu ismi almıştır. Bu köy Anter ailesinin köyü olarak bilinirdi zaten. Köyün önderi, muhtarı sayılan babası yatalak kalınca annesi köyün yaşlılarından birini muhtar olarak seçer. O da vefat edince muhtarlık kendisine kalır. Musa Anter’in annesi Fesla ana, her ne kadar kayıtlara geçmemişse de ilk kadın muhtar olma özelliğini taşır. İlk kadın muhtar olan annesi Türkçe bilmez, haliyle orada jandarmalar ile sorunlar yaşanır. Fesla Ana jandarmalar ile iletişimi sağlamak için oğlu Musa’nın ilkokula yollar. Önce Gerçüş’e gönderilir. Orada bir yıl misafir öğrenci olarak kalan Musa, öğrendiği birkaç kelime ile annesine jandarmaların istediği şeyleri verirken, yardımcı olur. Ertesi yıl Nusaybin’e gönderilir. O dönem yayılmış olan hastalık(sıtma), okuma konusunda problem yaratır. Daha sonraki yıl Mardin'e gönderilir ve ilkokulu büyük bir başarıyla bitirir. Musa 14 yaşına gelince Fesla Ana artık onu evlendirip kendi yerine muhtar olarak oturtmak ister. Ancak Musa okulda başarılıdır ve okumayı seven biridir. Annesini kendisiyle tehdit ederek ikna eder okutulmaya. İkna olan
1000Kitap
Elê
O zamann Kürtçe ıslık çalmaya devammm
Mahabad'ta bir güneş: Pêşewa Qazî Mihemed
Açıkçası "Qazî Mihemed" hakkında uzun bir yazı derlemeyi ve paylaşmayı düşünmüştüm. Nereden başlasam ve nasıl bitirsem diye çok düşündüm. Başlayıp, sildim; tekrar başlayıp, tekrar sildim... Bir şekilde, bir şeylerin çok eksik kalacağını düşündüğümden yazmayı boş verip sadece onun hakkında kendi duygularımı ve bildiklerimi söylemeyi uygun gördüm (ki bu da eksik kalacak). Küçüklüğümden beri tanıdığım bir isimdi Qazî Mihemed. O dönemin "ikinci bir çanak" ile çekebilen kürtçe kanallar sayesinde ilk tanımıştım. Ara ara bu kanallarda şarkılar çalar. En çok da dengbêjîler... Şakirolardan Eyşê Şanlardan Xelîl Xemgîn ve Şivan Perwerlere kadar her türlü şarkı karşımıza çıkıyordu. Bir gün Hesen Zîrek'in Ey Niştiman adlı bir şarkı geldi karşıma. Orada siyah beyaz görüntüler ve radyo sesinden kayda alınmış gibi cızırtılı bir ses. Bu şarkı Mehabad Kürt Cumhuriyeti için yazılan bir marş niteliğindedir. 1946/47 li yıllarda bestelenmiştir. 1974'de Türkiye'de "Ankara'nın Taşına Bak" diye yutturulmuştur. Malum hırsızlıklar, talanlar... Bu yazdığım yazımı bu çirkin durumlar ile kirletmeyi düşünmüyorum elbette. Neyse... Bu şarkıdan sonra Qazî Mihemed'i sadece ismen bildim, ve bir de meşhur portresi ile... Yıllar sonra lise yıllarında kitaplara, araştırmalara ve kendi dilim üzerinde yoğunlaşmaya başladığım yıllarda Qazî Mihemed tekrar karşıma çıkar. Bilinen son Kürt cumhuriyeti olan "Mahabad Kürt Cumhuriyeti". Bu cumhuriyet özelinde Qazî'yi araştırdım iyice. Cesareti ve kendi inandığı dinin ona verdiği "zulme boyun eğmeme öğretisi"ni çok açık şekilde hayatında yaşattığını gördüm. Ki bu öğreti insanlık öğretisidir. Sadece dinin değil. Verdiği birçok bedeli gördükçe çok duygulandığımı iyi hatırlarım. Cumhuriyeti ilan ettiği bir yıl içinde inanilmaz derecede bir hız ve azimle çalışmalara
Elê
Mekanı cennet olsun .
Dev taşlar gibi yığılmış olguları , önemli şeylerle ilgilenenlerle bırakıyorum . Beni çeken yalnızca aralarındaki fısıltı .
ღ ϓıιɖıરıɱ κεરεɱ çλɱßει ღ isimli okura yanıt verildi
Elê
E tabii