Ölümün nasıl bir şey olduğunu bilmiyordum. Birini kaybetmenin acısını da hiç yaşamamıştım. Yalnızca birini kaybeden bir başkasının acısını görmüş ve onun acısını hissetmiştim. Ama o kişinin yerinde olmak bambaşkaymış. Ve ölüm, o kadar garip bir kelimeymiş ki. İnsanın hiç yapmayacağı şeyleri yaptırıyormuş. Ölüm, kimi için bir kurtuluşken kimi için gerçekleşmemiş hayaller demekmiş. Kiminin acısını dindirmiş, kimine ise hiç geçmeyecek bir acı vermiş. Kimi ölümü dilemiş, kimi ölümden kaçmak istemiş. Bense ölüme karşı ne hissetmem gerektiğini bilmiyorum. Ölüm, benim kardeşimi aldı benden. Ama bunun için üzülürsem kardeşime haksızlık olur, biliyorum. Çünkü benim kardeşim ölünce dindi acıları. Belki hayattayken de dinebilirdi, bilemem. Ama daha çok canı yanadabilirdi. Benim kardeşimle çok hayalim vardı ama en büyük hayalim onun acı çekmediği bir hayattı. O hayat dünya üzerinde değil cennetteymiş. Benim kardeşime dair en büyük hayalim gerçekleşti. Ben buna üzülemiyorum bu yüzden. Çünkü üzülürsem kardeşim mutlu olamaz. O mutlu olmalı, çünkü acıları geçti. O mutlu olmalı, çünkü annesine yeniden sarılabildi. Ben ona sarılamadım, olsun. Bende yanlarına gidince sarılırım.