Çok uzun bir süre, en büyük düşmanımın insanlar olduğu sanıyordum. Oysa ki en büyük düşmanım hislerimmiş. Bir dönem kendimden nefret ettim, bencil olduğum için. Oysa ben kendime karşı bile kendimi seçmemiştim. İçimde iki karakter çatışıyor sanardım. Çocuk olan masumdur der, kadını sustururdum. Oysa yanlışmış. İkiden fazla karakter varmış içimde ama hepsi benmişim. Susması gerekende kadın değil, çığlıklarmış. Kadın sustukça, çığlıklar arttı. Ama bir gün kadın konuşmaya başladı ve o günden beri kayıp gibi hissediyorum kendimi. Doğru olan bu, bunu biliyorum. Ama o çığlıklara öyle alıştım ki, onlar benim güvenli limanım oldular. Şimdi ne kadar doğruya alışmaya çalışsamda kadının konuşması hep eksik hissettiriyor. Ve ben kendi kendime yabancı geliyorum. Bilmiyorum, belki bir gün çığlıklar yeniden döner. Veya çocuk ve kadın anlaşmayı öğrenir. Belki de sonsuza dek kadın konuşur ve bir zaman sonra alışırım ona. Zaman gösterecek orasını. Fakat bana sorarsanız, artık ne kadın ne çocuk konuşsun istiyorum. Ne sessizlik istiyorum, ne de çığlıklar. Tek istediğim kendim olmak. Tek istediğim kendi sesimi duymak. Çünkü ben en çok kendime yabancıyım aslında.