Deborah, içine doğduğu dünyayı kabullenemeyen 16 yaşında şizofreni hastası bir genç kız. Küçüklüğünden beri belirtiler gösterse de, ‘farklı’ biri olduğuna inanılmış, gerek ailesi, gerekse kendisi tarafından üstü örtülmüş travmalarla dolu bir hayatı olmuş. Zamanla bir yere ait olma duygusu ağır basmış ve kendini tamamen bu dünyadan soyutlayarak kafasında “Yr” adında imparatorluk kurmuş. Üstelik bu imparatorluğun hem kraliçesi hem kölesi. Kurduğu bu dünyada birçok karakter de var. Deborah akıl hastanesine yatırıldıktan sonra Dr. Freid onu bu dünyadan kurtarmak için büyük çaba harcıyor. Psikoloji temelli kurgulara merakım olduğu için kitabı beğendim ama gerçekten sıkıcı bir dili vardı. Yazarın kendi yaşadıklarından esinlenerek bunları yazması ayrıca ilgimi çekti.
Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben. Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim. Ve hiçbir zaman huzur ya da mutluluk da vadetmedim. Sana ancak bütün bunlarla savaşma özgürlüğüne kavuşmanda yardımcı olabilirim...Ben yalan şeyler vadetmem hiç. Kusursuz, güllük gülistanlık bir dünya masalı koca bir yalandır.Üstelik böyle bir dünya çok can sıkıcı bir yer olur!
Bir keresinde, kendine korkunç işkenceler yapan bir hastam olmuştu. Ona neden böyle şeyler yaptığını sorduğum zaman, ‘Bunları bana dünya yapmasın diye.’ karşılığını vermişti. Sonra, ‘Dünyanın neler yapacağını görmek için biraz beklesenize.’ demiştim. O da, ‘Anlamıyor musunuz? Eninde sonunda oluyor bunlar, bu şekilde hiç olmazsa kendi yıkımımı kendim yönetiyorum.’ diye yanıt vermişti.