Sanki sol kaburgamın altında bir yerde bir ip varmış da bu ip senin sol kaburgana sımsıkı bir kördüğümle bağlanmış. Öyle sanıyorum ki aramıza dağlar, denizler girerse bizi birbirimize bağlayan bu ip kopacak. O zaman da için için kanlarım akacakmış gibi bir kuruntuya kapılıyorum.
'Ah Jane, küçük tarla kuşu' O kadar güzeldi ki kitabı elimden bırakmakta çok zorlandım. Sanki romanı okumadım Jane Eyre'nin gölgesi olarak hikayenin bi parçasıydım. Karakter narin ama dağ gibi dik ve inandıklarını yaşama konusunda inatçıydı. Roman okuyucuya öyle bir işliyor ki, Jane küçükken horlandığında ona kol kanat germek, okulda aç kaldığında doyurmak, sevmeyi ve sevilmeyi kendine layık görmediğinde onu omuzlarından tutup sarsmak istedim. Yedi yüz sayfaya yakın kitap zor biter derken şıp diye bitmesi de cabası. İnanılmaz keyifliydi.
Kafamda gül pembe bulutlar, çiçekli yemyeşil bir cennet var. Gelgelelim gerçek yaşamda, önüme dikenli, taşlı bir yolun uzandığını, beni kim bilir kaç tane kara kasırga beklediğini bal gibi de biliyordum.