Kitap okumaktan ziyade bir film izliyormuşum gibiydi. Normalde tarih kitaplarını okumayı çok sevmem ama bu güzel esere bayıldım. Gerçekten muhteşemdi ve asla sıkacak cinsten değildi. İyi ki okumuşum.
Doğu Türkistan’ı gerçekten ne kadar biliyoruz? Uzak bir coğrafya diye görmezden mi geliyoruz, yoksa orada yaşananları anlamaya gerçekten çaba mı gösteriyoruz? Kayıp Coğrafyanın İzinde, insanı bu sorularla yüzleştiren, sarsan bir eser.
Okurken çok içim burkuldu, hatta yer yer gözlerim doldu. Anlatılanlar sadece bir tarih meselesi değil; vicdan meselesi. Bu yüzden etrafınızda kim varsa okutmalısınız. Okuyalım ki gerçekleri tüm ayrıntılarıyla görelim ve susmayalım.
Ancak kitapta beni ciddi anlamda rahatsız eden bir cümle vardı: “Zihnim, 1930'ların Türkiye'sine ve o dönem Müslüman halkın karşılaştığı zorla ve tepeden inme Batılılaştırma hamlelerine gitti. Aynı şey, şimdi Doğu Türkistan'da yaşanıyor.” (s. 116) Bu ifadede Atatürk ilke ve inkılaplarına yönelik açık bir eleştiri sezdim. Bu noktada yazara kesinlikle katılmıyorum. Tarihsel süreçleri bu şekilde genelleştirmenin de doğru olmadığını düşünüyorum. Unutmayalım ki, yazarın “tepeden inme Batılılaşma” dediği inkılaplar sayesinde bugün burada, bu dünyada özgürüz, kendi haklarımıza sahip çıkabiliyoruz.
Buna rağmen Doğu Türkistan’da yaşanan zulmü görmek ve anlamak adına kitabın güzel bir eser olduğunu inkâr edemem.
Okuyalım, araştıralım, sorgulayalım… Ama kendi tarihimize ve değerlerimize sahip çıkarak, bilinçle.