"Müzeyyen; bir kar tanesinin yere düşmesi kadar kader."
Size önce kaderden bahsederek giriş yapmak istiyorum. Kader; alınyazısı, mukadderat veya yazgı olarak da adlandırılabilir. Bütün evrenin, yaşanılan ve yaşanacak olan her şeyin önceden ve değiştirilemeyecek bir şekilde dizayn edinildiğinde olan bir inançtır. Ezelden ebede kadar Allah katında bilinir ve takdir edilir. Kadere iman etmek ise hayrın ve şerrin Allah'tan geldiğine iman etmek demektir.
Gelelim konumuza; Müzeyyen...
Kapatın pencereleri. Susturun kuşları, bebekler ağlamasın. Otomobiller bir süreliğine stop etsin ve pirüpak bir sessizliğe bürünsün beyniniz.
Müzeyyen;
Müzeyyen benim kaderim değildi fakat Müzeyyen'i sevmek? Müzeyyen'i sevmek bir mesajmış gibi kodlanmış benim kaderime. Yürüdüğüm yollar Müzeyyen'e çıkıyorsa yorulmuyor; baktığım her şeyde ise Müzeyyen'den esintiler görüyordum. Gözleri gecenin en bir elektrik kesintisindeki sema gibi karanlık, saçları ise alabildiğine kıvırcık. Dünyanın en Müzeyyen Müzeyyen'i.
İlk bakışta fark edilemeyen, güldüğü zaman yanağında oluşan dünyanın en hüzzam ışıltısını hapseden bir çukurla gülüyor, sinirlendiğinde ise kapkara gözleri "Dünyanı nasıl da karartacağım bak gör!" dercesine büyüyor, kocaman oluyordu. Heyecanlandığında ise hızlı hızlı konuşur ve utanırdı; bir çocuğun gizli gizli şeker yerken annesine yakalanması gibi. Utandığında dudağını sağa doğru büzer adamın yüreğine bakardı. Dünyanın ekseni iki derece daha kayardı.
Benim eksenim ise tamamen ona kaymış, yörüngem şaşmıştı ve gezegenliği elinden alınmış Plüton'a dönmüştüm ona ismini sorup "Müzeyyen" cevabını aldığımda. Bir Müzeyyen dedi otuz küsür yıllık bilgi birikimini yerle bir etti. Unuttum ne varsa bildiğime inandığım. Belleğimi sıfırladım, format attım daha önce okuduklarıma.