"Kim bu denlû dûtuşan odlâre kılmaz çâre sû!"
diyen Fuzûli kaderin zâlim tertibi karşısında susmayarak,
"Yaksın dilerim arşını ümmetlerin âhı!"
diye haykıran Süleyman Nazif'in ruhundan bize bir damla kıvılcım sıçramasın mı?
Fethin de iki cephesi vardır: Maddeden ibaret olan toprağın ve servetin fethinden aydınlıklar âlemi olan ruh dünyasının fethine yükselmedikten sonra şu arzın senle ben arasında paylaşılmasından ne çıkar?
Bu şehrin, lâalettayin bir kalabalığın, bir topluluğun, bir sömürge halkının şehri değil de, bir milletin şehri, belki de bir milletin beyni olduğunu ispat eden, cihana ilan eden yüzlerce minare değil midir? Her köşesinde bir devlet harikası, bir millet zaferi yükselen bu toprak, bu vatan Fâtih'lerin bize emanetidir. Ve bu toprakların üstünde yaşayan insan, eşref-i mahlûkattır. Bu millet, bu vatan çocuklarının insanlık sahnesinde önderi, büyük Peygamber'dir.