İnsanın doğruyla yanlışı ayırabilmesi gerçeği, diğer varlıklara karşı olan düşünsel üstünlüğünün ispatı. Fakat yanlış yapabiliyor olması gerçeği de bunu yapamayan herhangi bir varlık karşısındaki ahlaki yetersizliğinin kanıtı.
Galata’da bir meyhanede başlayan romanın, belirsizlikle heyecanlandıran güzel bir kurgusu var. Bir yandan bu kurgu ilerlerken, diğer yandan İstanbul’a tanıklık etmek epey keyif veriyor.
Ahmet Mithat, bügün baktığımızda basit görünüyor olsa da, telefon ile romanda teknoloji kullanımı yapıyor. Hem bu yönüyle, hem de erkek kılığına soktuğu bir kadını İstanbul’un en tehlikeli yerlerinde cesurca gezdirmesiyle romandan ilericilik akıyor diyebilirim. Üstelik, birçok romanında gördüğümüz yüksek ve sıkıcı ahlakçılık bu romanda biraz daha kendisini dizginliyor. Tüm bunlar birleşince ortaya okuması keyifli diyebileceğim, güzel bir eser çıkmış. Merak duyanlara kesinlikle tavsiye ederim.
Sevmek, sevilmek ayıplanacak bir şey olmadığı gibi adeta kutsanacak bir şeydir. Ancak bir koşulla! O koşulda uyuduğumuz din kuralları ve uygarlığa bağlı olduğumuz göreneklere, genel ahlaka uymasıdır.