Toplumsal sorunlar üzerine düşünme biçimimiz, insan doğasıyla ilgili felsefi görüşümüze; insanın ne olduğu, neye gücünün yettiği, varoluşunun amaçları varsa bunların neler olabileceği konusundaki düşüncelerimize dayanır.
Kaynakları hızla tükenen dünyada çocuklarımız için her şeyin "en çoğunu" sağlamaya çalışmanın ne gibi sonuçları olacağını da sormamız gerekmiyor mu? Kaynaklara öğretmenlere daha fazla ücret, daha fazla araç gereç, okullara daha fazla para- yönelik bu çılgın, hatta genellikle hunharlık dolu rekabetçi çırpınış, çocuklarımıza
bizimle ilgili neler söylemektedir? Daha da can
alıcısı, bu çılgın çırpınış o rekabette tamamen kendi dışındaki nedenlerle kaybeden çocuklara ne gibi bir mesaj vermektedir? Çocuklarımızın görüşleri bu deneyimlerine dayanırsa bunun toplumsal doku açısından bedeli ne olacaktır? (Dışavurumları kötü olsa da bu türden görüşlerin
ortaya çıkmasının bedelini şiddet, belki de madde bağımlılığı, ergen hamileliği ve günümüz gençliğini etkileyen başka toplumsal hastalıklar görüntüsü altında bu bedeli zaten ödüyoruz belki de.)
Bizim kültürümüz bağlamında eleştirel düşünmenin bir tehdit olduğunu görmek kolaydır. Ana babalar olarak hepimiz çocuklarımız için "en iyisini" isteriz. Oysa davranışlarımız ve yaşam biçimimizle ve eğitim kurumlarımıza yönelik taleplerimiz yoluyla "en iyisi" derken kastettiğimizin aslında "en çoğu" olduğu ortaya çıkmaktadır.