Tolstoy, bu eserinde dönemi için oldukça sıra dışı ve tartışmalı sayılabilecek bir itirafta bulunmuştu. Bu nedenle eserinin yayımlandığı dergi toplatılmış ve ancak 1886 yılında, Tolstoy’un kendi incelemeleriyle Almanca olarak basılabilmişti.
Peki, neydi bu büyük itiraf?
Tolstoy, yaşamının bir döneminde derin bir inanç bunalımı yaşamış, varoluşun anlamı üzerine büyük bir çıkmaza sürüklenmişti. “Tanrı gerçekten var mı, yok mu? Dünya ve hayatın kendisi ne kadar gerçek? Ölüm nedir, nasıl bir şeydir?” gibi sorular zihnini meşgul etmiş ve bu sorgulamalar onu defalarca intiharı düşünmeye kadar götürmüştü. O, yalnızca bireysel varlığını değil, insanlığın ve tüm evrenin anlamını sorguluyor, yaşamın bir amacı olup olmadığını anlamaya çalışıyordu.
Bu süreçte din adamlarını ve onların dogmatik öğretilerini ağır bir şekilde eleştirmiş, geleneksel dini anlayıştan uzaklaşmıştı. Ancak tüm bu sorgulamalarının sonunda, Tanrı’nın varlığına inanmanın kendisine iyi geldiğini fark etti. Onu bu inanca götüren şey, mantıksal kanıtlar ya da öğretiler değil, Tanrı’yı derinden sevmek ve ona bağlanma ihtiyacıydı. Bu nedenle Tanrı’nın varlığını yalnızca bir inanç meselesi olarak kabul etti ve bu kabulleniş onun ruhsal huzura kavuşmasını sağladı.