Çıplak bir bedenin saflığını kimseye öğretemeyiz; bu, insanın ancak kendi içinde keşfedebileceği bir şeydir. Tıpkı hayatın gerçek anlamını başkasına anlatamayacağımız gibi; insan bazı dalların göğe uzandığını, bazılarının ise toprağa kök saldığını ancak kendi deneyimiyle fark edebilir.
Bunun üzerine adama yaklaşıp, "Ne yapıyorsunuz burada?" diye sordum. "Tarlalara bakıyorum," diye yanıtladı. "Başka?" diye sordum. "Hayatı anlamak için bu yetmez mi?" dedi, deli dedikleri o adam.
Karmaşık şeylerin peşinde koşup dururken, tarlalara bakmanın Tanrı'yı anlamak için fazlasıyla yeterli olduğunu unutuyoruz.
Hayatın eli ağır bastığında, geceleri hiçbir şarkı duyulmadığında, içimizi hafifleten tek şey sevgiye inanmak ve ona güvenmektir. Sevgiyle yaşadığımızda, en zor koşullar bile biraz daha katlanılır hale gelir, karanlığın içinden ezgiler yükselmeye başlar.
İnsan içeriden dışarıya doğru çalışabildiğinde, sürekli bir yeniden doğuş hali içinde yaşar. Bu, kendini her gün yeniden inşa etmektir ve senin de çok güzel ifade ettiğin gibi, dün artık bin yıl öncesinde kalmıştır.