Cihanda var mı fanî olmayan? Gelen elbette gider. Ecel cevheri, nefis kimyasının yegâne iksiridir. Leylâ bu iksiri buldu ve yokluk kimyasıyla yeni bir hayata adım attı.
Vedalaşamadılar... Evet ama neden vedalaşsınlardı ki!.. Veda da ne demekti!.. Leylâ Mecnun'u kalbinde götürmemiş miydi? Mecnun'un Leylâ'sız olduğu mu vardı ki?..
Bu bir seslenişti, seherde bülbül öter gibi. Bu bir çağlayıştı, dereler denize akar gibi. Bir atılıştı, fırtınalar sahile eser gibi. Bir vuslat, bir de özleyişti Cennet'te Kevser içer gibi. Bir susayıştı, eller duaya açar gibi ve bir çırpınıştı, toprak kendine çeker gibi...
Öyle özge bir âlem idi ki, ahlarının alevinden denizlere ulaşsa bir yalım, denizler kuruyup çöl olur; gözyaşlarından çöle değse bir damla, çöller taşıp deniz olurdu...
"Madem ki bulut değilsin, ağlama. Niçin çağlıyorsun ki sel değilsin!.. Allah'ın rahmeti varken, gam yazıktır bedene. Bahar mevsimidir bu, elbet sevgililer, Leylâ'lar da çıkar seyrana."